Bu topraklarda bayrak bir süs değildir; hatırlamanın, direnmenin ve vazgeçmemenin işaretidir. Üzerinde dalgalandığı her yer, geçmişten bugüne taşınan bir emanetin sessiz tanığıdır. Bayrağa uzanan her el, aslında yalnızca bir simgeye değil; uğruna bedel ödenmiş bir tarihe, bu toprağı vatan yapan iradeye uzanır. Çünkü bayrak, kimliğin görünür hâlidir; ona gösterilen saygı da bu kimlikle kurulan bağın aynasıdır.
O yüzden bayrağa saygı meselesi, bir nezaket tartışması değil; bir aidiyet ve duruş meselesidir. Kimliğini rüzgâra göre değiştirenler için bayrak bir görüntü olabilir; ama bu ülkenin vicdanında bayrak, vazgeçilmez bir istikamettir.
Bayrak, bu topraklarda tartışmaya açılabilecek bir nesne değildir; o tartışmaların neden var olduğunu gösteren bir eşiğin adıdır. Nusaybin’de yaşanan hadise de tam olarak bu eşiğe çarpan bir körlük hâlidir. Bir bayrağın kutsiyeti, yüksek sesle savunulmasından değil; uğruna sessizce ödenmiş bedellerden doğar. Bu yüzden ona yönelen her müdahale, bir itiraz biçimi değildir. Nusaybin’de yaşanan hadise, masum bir taşkınlıkla açıklanamayacak kadar nettir.
Bu topraklarda bayrak, sahipsiz zamanların sembolü olmadı hiçbir zaman. Onu indirmeye ya da değersizleştirmeye kalkışanlar, karşılarında yalnızca bir kumaşı değil; uğruna can verilmiş bir hafızayı bulur.
Bedelleri ödemiş bir millet olarak duruşumuzu göstermek, bu vatana sahip çıkmak bizim borcumuz ve sorumluluğumuzdur. Rüzgâr hangi yönden eserse essin, irademize uzanan eller karşısında dimdik duracağız; çünkü yolumuz her zaman bu toprakların onurundan geçer. Unutulmamalıdır ki, milletin bağımsızlığı ve istiklali her şeyden değerlidir. Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: “Türk bayrağı, Türk milletinin şeref ve haysiyetinin timsalidir; bayrak bir milletin namusudur.”





