Bu yazıda hepimizin şiirlerini severek okuduğumuz ülkemizin yetiştirdiği ender edebiyat insanlarından şair Orhan Veli’yi, unutulmaz şiirleri ve “Nasreddin Hoca Hikâyeleri” kitap tanıtımı ile anmak istiyorum.  

Büyük üstad Orhan Veli, geçirdiği bir kaza neticesinde 14 Kasım 1950 günü İstanbul Cerrahpaşa hastanesinde henüz 36 yaşında hayata gözlerini yumdu. 17 Kasım 1950 de de Aşiyan Mezarlığı’nda defnedildi. Rahatsızlandığı sırada üstünde bulunan ceketin cebinden bir diş fırçasının sarılı olduğu kâğıda yazılmış “Aşk Resmi Geçidi” isimli şiiri çıktı. 1 Şubat 1951’de arkadaşları tarafından anısına tek sayı olarak basılan dergide daha önce yayınlanmamış bu şiiri de yer aldı.

MUHTAR DEDİĞİN BÖYLE OLUR MUHTAR DEDİĞİN BÖYLE OLUR

Türk şiirinde eski yapıyı temelden değiştirip sıradan insanın söyleyişini şiir diline taşıyan üstadın, şiirlerini okumayanımız yoktur. En çok okunan ve bilinen şiiri, “Anlatamıyorum” u 1940 da kaleme alır ve şiir, ilk kitabı “Garip” te yer alır.

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

Dün bana gelen paylaşımlardan bir başka şiiri olan, “Derdim Başka”, da olduğu gibi hemen tüm şiirlerinde insana dair ne varsa onu anlatan, yani bizi bize anlatan, insanlık hallerimizi anlatan usta şair Orhan Veli’nin bir de bizi daha yakından ilgilendirdiğini düşündüğüm, “Nasreddin Hoca Hikayeleri” kitabına değinmek isterim,

Bundan 74 yıl önce ilk baskısı Doğan Kardeş Yayınları tarafından yapılan kitapta, Nasreddin Hoca fıkralarının özünü bozmadan, 13. yüzyıldan günümüze uzanan halk zekasının ürünü olan 79 hikâye, Orhan Veli tarafından, şiir tadında ölümsüzleştirilmiş. Günümüzde Yapı Kredi yayınlarından 49. baskısı yapılmış kitabın, Orhan Veli’nin kendi kaleme aldığı önsözünden alıntı yapacak olursam,

"... Bu fıkraları bulabilmek için birkaç kitap karıştırdıktan sonra gördüm ki ünü yabancı ülkelere kadar yayılmış olan bu milli kahramanın hikâyeleri daha hâlâ Türkçe olarak yazılmamış. Güzel bir üsluptan geçtim, okuduğum kitaplarda, doğru dürüst bir Türkçe bile yoktu. Bunun üzerine de, bu fıkraları okunabilir bir dille yazmanın, küçümsenemeyecek bir iş olduğuna inandım. Yazdığım Nasrettin Hoca fıkralarının, bugüne kadar yazılanların en iyisi olduğunu söylersem pek de böbürlenmiş sayılmam. Çünkü, dediğim gibi, bu fıkralar hâlâ yazılmamış; sadece, ağızdan, ağıza dolaşmış durmuş ”

İlk baskısı, 1949 da yayımlanan ve günümüze kadar 49. baskısı yapılan bu kıymetli eserin bizlere ulaşmasını sağlayan, başta Orhan Veli olmak üzere tüm emeği geçenleri minnetle anmamız gerekir. Orhan Veli yukarıda giriş kısmından örnek verdiğim kendi kaleminden çıkan üç sayfalık ön sözün son kısmında da önemsediğim konulara değinmiş. Bu kısmı da sizlerle paylaşmak isterim,

“... Hoca, gerçekten, zaafları, sıkıntıları, kusurları, korkuları, kısacası herşeyiyle, tam bir halk adamıdır. Bu saydığım haller ise insani haller. Halktan olmak insan olmayı gerektiriyor. Bu olay, ayrıca, bizi bir gerçek üzerinde yeniden düşünmeye sevk ediyor. O gerçek de şu: Yaşayacak sanat, zümrelere, değil, halka dayanan sanattır. O halde bize insanüstünün değil, insanın halini anlatır.”       

Halk zekasının ürünü olan bu fıkraları, yer kısıtımdan dolayı buraya alamayacağım. Ancak bu yazının devamı olan bir başka yazımda, bu kitaptan fıkra-hikayeler vermek mümkün olabilir.  2003 yılı baskısını elimde tuttuğum bu değerli eserin, günümüzde Yapı Kredi Yayınları 49. baskısını yapmış. Buradan da yola çıkacak olursak; Orhan Veli’nin, kitabın önsözünün son satırlarında değindiği üzere bende her işte olduğu gibi, sanatında kalıcılığının ne denli önemli olduğuna vurgu yapmak isterim.

Sonuç: Sanatı bizlere/halka dayanan ve bizi bize onlarca yıldır anlatmaya devam eden Orhan Veli üstadımızın ruhu şad olsun.