5 Temmuz tarihinde başlayan 67. Akşehir Nasreddin Hoca Şenlikleri, her yıl olduğu gibi bu yılda renkli görüntülere sahne oluyor. Ancak bu yıl temsili Nasreddin Hocalık için Müfit Can Saçıntı’nın seçilmiş olmasından dolayı da ayrı bir renk geleceğini düşünüyordum.

Zira Türkiye kendisini, katkısının olduğu tv dizileri kadar özellikle Mandıra Filozofu filmlerinden tanıyor, biliyor ve seviyordu. Bu filmlerde canlandırdığı karakter ile Nasreddin Hoca’nın hiciv dolu dünyası ve günümüz dünyası arasında bir paralellik kurmak çok mümkündü. Bu sebeple Müfit Can Saçıntı’ya temsili Nasreddin Hocalığın son derece yakışacağını düşünüyordum.

Bu yıl kişisel olarak maalesef şenlik süresince Akşehir’de olamamakla birlikte tüm süreçleri, başta Pervasız Gazetemiz kanalıyla takip etmeye çalışıyorum. Açılış günü türbede Müfit Can Saçıntı’nın Nasreddin Hoca karakteri ekseninde vermeye çalıştığı mesajlar içinde siyaset yaptığı ve bunun kabul edilemez olduğu gibi açıklamalara rastlıyorum. Belli ki Nasrettin Hocamızın hiciv dolu dünyasını geçen 800 yıl zarfında hala anlayamamış bir çevre ile karşı karşıyayız. Bu sebeple bu konuya açıklık getirmeyi düşünen böyle bir yazı yazmayı düşündüm.

Bu kısacık yazıda ne 800 yıl öteden süzülerek gelen Nasreddin Hocamızı anlatmak mümkün nede onun felsefesini. Ancak Müfit Can Saçıntı’nın sözlerine/söylemine karşı yükselen tepkilerin yersiz olduğuna değinebiliriz. Zira yine malumunuz olduğu üzere Nasreddin Hocamız’ın felsefesinde hayatın herhangi bir alanını ayrıştırmak anlamsız olur. Hocanın yüzyıllar içinde süzülerek bizlere kadar ulaşan tüm yaşantısında, felsefesinde, nükte ve fıkralarında günlük yaşamın içinde cereyan eden her türlü olay yer almıştır ki buna siyaset/ülke yönetimi de dahildir. Ve hatta baş köşededir diyebiliriz. Aksi de düşünülemezdi. Çünkü Türk toplumu Nasreddin Hocasını neden bağrına basmış, yüzyıllar boyunca neden saymış/sevmiştir. Çünkü kendisinin söyleyemediklerini hocanın tabiri caizse “nalınada/mıhınada” değinerek son derece düşündürücü şekilde, korkusuzca söylemesinden/dile getirmesindendir. Ülke yönetimlerinin de bu minvalde Nasreddin Hocamıza hep karşılıklı bir hoşgörü içinde yaklaştığını yakın tarihimizden bilmekteyiz. Yıllar içinde seçilen temsili Nasreddin hocalarımız; Cumhurbaşkanı/Başbakan mertebesinde yaptıkları Ankara ziyaretlerinde olsun, bu siyasilerin Akşehirimizi ziyaretlerinde olsun, hep halkın istek ve dileklerini en üst siyasi makama, cesaretle iletmekten geri durmamışlardır. Ve hatta bu makamlarda; bu istek,arzu ve sözleri gülerek hoşgörü ile karşılamışlar herhangi bir tepkiye meyl etmemişlerdir ki olması gerekende budur. Çocukluğumun geçtiği 60 lı 70 li yıllara dönüyorum da birde günümüz siyasilerine bakıyorum, bu tepkilerin ne kadar hoşgörüden uzak, nesiller boyu Akşehir’den yetişenlerin esinlendiği Nasreddin Hoca Felsefesinden uzak söylemler olduğunu görüyorum ve üzülüyorum. Ülke insanı olarak her alanda olduğu gibi ülkemizin hiciv/nükte, hoşgörü alanında da ileri gideceğine geriye gittiğine şahitlik ediyoruz. Yüzyıllar içinden süzülerek bize ulaşan hoşgörü kültüründen(ki ben kişisel olarak Akşehirli olarak tüm ömrüm boyunca bu meziyetimizle her platformda övünmüş birisi olarak), söz edilemez hale gelmesi son derece üzücü bir durum.

Kendi kişisel facebook sayfamdaki son iki paylaşımdan bahsederek yazıyı devam ettirecek olursam, her ikisinide 4 Temmuz 2026 tarihinin sabahında paylaşmışım. Yani Müfit Can Saçıntı’nın 5 Temmuz Şenlik açılış konuşması ve bu konuşmaya verilen tepkiler öncesi.

İlki Mehmet Ali Güller’in aynı tarihli “Nasreddin Hoca’nın Torununa Tutuklama” başlıklı yazısı, ikincisi ise takibimde olan Matematiksel isimli sosyal medya platformunun yine aynı tarihli bir paylaşımı.

Mehmet Ali Güller Akşehir Belediyesi resmi sitesinden alıntıladığı bir Nasreddin Hoca fıkrasına atıf yaparak, Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına değinen çarpıcı bir yazı kaleme almış. O yazıyı bulup okumanızı öneriyorum.

Matematiksel platformu ise bir karikatür ve içeriğin anlamını güçlendirmek için, Ursula K. Le Guinpic'in Mülksüzler eserinden çarpıcı bir cümle ile birlikte paylaşımı takipçilerine servis etmiş. Günümüz Türkiye'sinde bizlere yaşatılanlar üstüne düşüneceğiniz bu anlamlı paylaşımı da görmenizi öneriyorum. Zira bir çizim ve bir söz ile bir çok şeyi özetlemişler.

Konu; üstüne yazılıp, çizilip, düşünülmesi gereken bir konu. Bir başka yazıda devam etmek üzere bende Matematikselin paylaşımından alıntı yaparak bu yazıyı sonluyorum.

Sonuç: "Zorlama, düzeni sağlamanın en etkisiz yoludur. " Mülksüzler, Ursula K. Le Guinpic