İnsanın bir yeri hatırlaması bazen böyle başlar. Bir türküyle, bir mısrayla, ya da içinden geçen bir özlemle…
Akşehir benim için tam da böyle bir yer.
Memleket dediğimiz şey çoğu zaman bir harita üzerindeki sınırdan ibaret değildir. Daha çok insanın içine işleyen bir alışkanlıktır; sokakların tanıdıklığı, yüzlerin yabancı olmaması, zamanın biraz daha yavaş ama daha anlamlı akması gibi…
Böyle yerlerde insan ilişkileri daha gösterişli değil, daha gerçektir. Bir selamın içinde uzun bir geçmiş, bir bakışın içinde sessiz bir anlayış vardır. İnsanlar birbirini anlatmaya çalışmaz; zaten bilir.
Şehir büyümez sadece; insanın iç dünyası da büyür. Çünkü aynı yerde tekrar tekrar karşılaşmak, insanı hem kendine hem başkasına daha yakın yapar.
Memleketi özel yapan şey de tam olarak budur: kalabalık değil, bağdır.
Kimi zaman bir koku, kimi zaman bir ses, kimi zaman da bir yolun kenarında durup sadece bakmak… Bunların hepsi hafızanın bir parçasına dönüşür. İnsan fark etmeden kendi yerini taşımaya başlar içinde.
Akşehir de böyle bir yer olarak kalır. Sade görünür ama derin bir iz bırakır; sessizdir ama unutulmaz.
Bazen bir yerin değerini insan, orada geçirdiği zamanın uzunluğuyla değil, o zamanın içinde bıraktığı izlerle anlar. Bir anın içindeki ışık, yıllar geçse de sönmez; sadece şekil değiştirir.
Doğa da bu hafızanın bir parçasıdır aslında. Rüzgârın yönü, toprağın kokusu, suyun sesi… İnsan fark etmeden bu detaylarla bir bağ kurar. Ve o bağ, kelimelere sığmaz ama hissedilir.
Zaman burada başka akar gibi görünür; aslında değişen zaman değil, insanın ona bakışıdır. Bazı anlar genişler, bazıları küçülür ama hiçbiri tamamen kaybolmaz.
“Bir yere ait olmak, o yeri hatırlamak değil; o yerle düşünmektir.” — Albert Camus
Aidiyet dediğimiz şey her zaman büyük kelimelerle anlatılmaz. Bazen insan, ait olduğu yeri düşünmeden edemez.
Martin Heidegger’in dediği gibi: “İnsan, ancak ait olduğu yerde kendisi olabilir.”
Belki de bu yüzden memleket, sadece gidilen ya da dönülen bir yer değil; insanın içinde taşıdığı bir yön gibidir.
Ve Akşehir benim için tam da böyle bir yön gibi durur; nereye gidersem gideyim içimde kalan, beni sürekli aynı yere yeniden baktıran, sessiz ama güçlü bir çağrı gibi…





