İki kıyı arasında
demirden bir gerilim hattı
uzanıyor gecenin içinden.
Biri hız diyor
biri kontrol.
Biri yükselmek istiyor göğe doğru
öteki göğü ölçüyor santim santim.
Şehirler büyüyor iki tarafta
ışıklar çoğalıyor
ekranlar yanıyor gece gündüz.
Wall Street bir kalp gibi atıyor
Şanghay başka bir kalp gibi.
ve dünya
bu iki kalp arasında
nefes alıp veriyor ağır ağır.
Gökyüzünde dronlar dolaşıyor
sessiz, küçük, görünmez.
Yerin altında veri merkezleri büyüyor
karanlıkta çalışan yeni fabrikalar gibi.
Artık barut kokmuyor savaş
artık çelik değil mesele
veri akıyor damarlarımızda.
Çipler küçülüyor
zaman sıkışıyor
dünya daralıyor.
Bir yanda yapay zekâ soruyor:
“insan nerede başlar, nerede biter?”
Öte yanda devletler korkuyla bakıyor birbirine
“toplum dağılır mı?” diye
duvarlar örüyor görünmez, saydam, sessiz.
Tayvan
ince bir çizgi gibi duruyor haritada
bir kelime kadar kısa
bir karar kadar keskin.
Masalarda barış konuşuluyor
ama her cümlenin altında
rekabetin gölgesi büyüyor.
Ve biz
eski bir alışkanlıkla
hala birbirimizi tüketiyoruz
eski çağın diliyle
yeni çağın içinde.
Oysa biliyoruz
tanklar kadar üniversiteler de yazıyor tarihi
ordular kadar fikirler de yürüyor geleceğe.
Artık ülkeler
sadece sınırlarıyla değil
akıllarıyla var
ya da yok oluyor.
Kodlar yazılıyor gece yarılarında
laboratuvarlar susmuyor
bir çip küçülüyor
ve dünya
biraz daha daralıyor.
Ve biz…
ekran ışığında büyüyen insanlar
aynı sorunun ortasında kalıyoruz:
kim güçlü?
Ama çağ başka bir şey fısıldıyor:
asıl soru bu değil.
asıl soru şu:
kim insan kalacak?
ve orada duruyor her şey
en ağır sessizlik orada başlıyor
çünkü dünya geleceği kurarken
insan
kendi yerini unutabiliyor.






