Aslında eşimle bir süredir bizde, o bölgeye gitmeyi istiyorduk. Belki biraz nazlanacaktık ama ağabeyim o fırsatı tanımamış, iyi de yapmıştı. Sabah erken Konya’ya yola çıktık ve dostumuzun evinde yaptığımız kahvaltı sonrası, tek araçla yola revan olduk.
Yolda, ziyaret edeceğimiz yerleri konuşurken, gece kalacağımız yerlerin de planını yapalım dedim. Dostum, ‘’dur bakalım bizi bize bırakacaklar mı’’ diyerek gülümsedi. Ben de, ‘’kim bırakmayacakmış’’ diye sordum. ‘’Yaşar hoca o bölgenin insanı misafirperverdir, hanımla gezi planı yapınca o şehirlerdeki dostlarımızı aradık, “eğer otelde kalmaya geliyorsanız hiç gelmeyin” dediler, onun için gülümsedim’’ dedi.
Şaşırdım mı? Hayır, şaşırmamıştım!
Çünkü Akşehir'de de kökeni Kürt olan arkadaşlarımızın misafirperverlikleri ve büyüklere olan saygısı, eskisi kadar olmasa da halen geleneklerini yaşatmaya çalıştıklarına şahit oluyoruz. Cenazede, düğünde, yolda karşılaştığımızda selam verirken o kardeşlerimiz daha içten ve samimi davranıyorlar.
Maksadım gezdiğimiz, gördüğümüz, yediğimiz şeyleri ballandırarak aktarmak değil. Yüzlerce yıldır, Selçuklu ve Osmanlı bakiyesi olan topraklarımızda birlikte yaşadığımız ve aynı kaderi paylaştığımız Türk, Kürt, Arap başta olmak üzere dil, din, ırk farklılığına rağmen kardeş olduğumuz insanları tanıdıkça, bir başka sevdiğimizi yazmak gayesindeyim.
Mardin Kızıltepe de bizi evinde misafir edecek Kadri’nin attığı konuma geldiğimizde, kendimizi çok lüks bir restoranın önünde bulduk. Samimi bir karşılama ve ikramlar sonrasında, Kadri ‘’kardeşlerim, çocuklar, özellikle de annem sizleri bekliyor, eve geçebilir miyiz,’’ dedi.
Yüksek katlı bir apartmanın galiba üçüncü katına çıktık. Kapı açık ve tüm aile güzel giyimleriyle sıralanmış halde karşıladılar. Muhtemelen 50 mt kare gelen büyük bir salonda yer minderleri üzerine bizi karşılayanların tamamı dahil olmak üzere, birlikte oturduk.
Şive farkı olsa da anne hariç, tüm aile bireyleriyle birbirimizi çok rahat anlayarak uzun uzun sohbetler ettik. İkramların ardı arkası kesilmiyor, bizlere nasıl hürmet edeceklerini bilemiyorlardı.
Konyalı Yaşar abim sohbet esnasında bölgedeki siyasi hareketleri sorduğunda, ‘’Bu ülkenin ekmeğini yiyip, bayrağına saldıran soysuzlara bakmayın! Bu ülkenin şerefli Kürtleri her zaman vatanına, bayrağına sahip çıkmıştır. Bu ülkede "Kürt sorunu" yoktur, “Terör sorunu” vardır. Biz üstünlüğün takvada olduğuna inanan ve Ümmet bilinciyle hareket eden bir aileyiz.''
''Doğu vilayetlerimizde, geçmişten gelen bir Erbakan hayranlığı vardır. Bingöl'deki bir mitingde, ''Kürtçe konuşmak istiyoruz'' pankartını gören rahmetli Necmettin Erbakan hoca, pankartı açan genci yanına çağırmış, ''Kürtçe konuşup ne anlatacaksın. ''Genç ''halkımızın özgürlüğünü, bağımsızlığı ve önder Apo'yu,'' Erbakan hoca ''tamam yeterli, sen değil Kürtçe, Türkçe de konuşsan gafilsin zarardasın'' yanındaki Kürt korumasına dönmüş ve ''Kürtçe konuşsan bu millete ne anlatırsın'' demiş, ''ALLAH, Kur-an, Millet ve Ümmet'i anlatırım'' Erbakan hoca ''sen Kürtçe, Türkçe hatta Uganda'ca bile konuşsan başımızın tacısın'' demiş. İşte bundan ötürü, Erbakan hocamız bölgenin duayen siyasetçisidir ve hala da hayrla yad edilir. Onun içindir ki, Doğu vilayetlerinde önce savunan adam, şimdi de uzun adamı çok severiz’’ demişti.
Evet bu kadim topraklarda yaşayan insanları inançla, imanla, bayrakla bir arada tutmaktan daha kolay bir şey olmadığına inanıyorum.
Gezimizin diğer günlerinde tanıştığımız insanlar ve evlerine gittiğimiz aileler de bu aileden pek farklı değillerdi. Herkes herkese karşı hürmetkâr, alakalı ve tekrar gelin diyerek bizleri yolcu ediyorlardı.
Artık geçmişte yaşanan olumsuzlukları ısıtıp tekrar ünümüze koymak yerine saygıyı, güzellikleri, iyilikleri artırarak birbirimize kardeşçe davranıp, devletimize de sahip çıkmalıyız.
Şükürler olsun, Türkiye Cumhuriyeti devletinin gölgesinde bağımsızlığımızın sembolü bayrağımız altında artık inancımızı dünden çok daha iyi yaşayabiliyoruz. İnsanlarımız ülkemizin her coğrafyasında, ana dillerini özgürce konuşabiliyor, Kürtçe şarkı türkü söyledikleri gibi, TRT de Kürtçe yayınlar da yapılıyor.
İmparatorluk bakiyesi bu toprakların varisleri olan bizler, yüzlerce yıldır her milletten insanla birlikte yaşayarak geldik. İçimizde zaman zaman bayrağımızı yakan, insanlarımızı canice öldüren, askerimizi polisimizi şehit eden satılmış, dönme hainler çıktı ve çıkıyor. Bunların hesabını sormak devletimizin tasarrufundadır.
Devletimiz ne zaman ki, halk olarak bizleri 15 temmuz da olduğu gibi sokağa çağırır, hiç tereddüt etmeden itaat ederiz. Veya elimize silah verir haydi cepheye talimatı verir, gözümüzü kırpmadan ''ölüm bizim için düğündür'' der, yine emrine itaat ederiz.
Velhasıl ayrışmak bize onlarca yıl, milyarlarca para kaybettirdi, artık millet ve ümmet olarak kaybetmek yok! Madden ve manen birlik olmak, kazanmak, şehit ve gazilerimizin döktükleri kanlarını helal ettirmek için, durmadan yorulmadan el ele verip hep birlikte mücadele edelim...





