İzzetin gerçek sahibi Allah Teâlâ'dır. O'nun güzel isimlerinden biri el-Azîz'dir. Allah'ın, peygamberlerin ve onların yolundan giden müminler de bu , izzetten nasip almışlardır. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

"İzzet bütünüyle Allah'a aittir." (Fâtır, 10)

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de müminin izzetini koruması gerektiğini ifade ederek şöyle buyurmuştur:

"Müminin, Allah'ın kendisini İslâm ile aziz kılmasından sonra kendisini zelil duruma düşürmesi uygun değildir."

Bu hadis, Müslümanın hayatında taşıması gereken onur, vakar ve izzet anlayışını veciz bir şekilde özetlemektedir.

İslâm, insana sadece ahiret saadetini değil, dünyada da şerefli bir duruş kazandırır. Müslüman izzetini imanından alır; onu korumak da en önemli vazifelerinden biridir. Merhum Mehmet Âkif Ersoy bu hakikati şöyle dile getirir:

"Şehâmet dini, gayret dini ancak Müslümanlıktır.

Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır."

Eskiden insanlar mektuplarına "Aziz babacığım", "Aziz kardeşim" gibi ifadelerle başlar, muhataplarına değer verdiklerini gösterirlerdi. Günümüzde de camilerde hutbeler "Aziz Müslümanlar!" hitabıyla başlar. Çünkü mümin, Aziz olan Allah'ın aziz kuludur.

Müslüman, İslâm'ın yaşayan temsilcisidir. Güzel ahlâkı, doğruluğu ve adaletiyle dinini temsil eder. İstikamet üzere yaşayan müminler, insanların İslâm'a yönelmesine vesile olurken; günahı hayat tarzı hâline getirenler ise din hakkında yanlış kanaatlerin oluşmasına sebep olabilmektedir. Günahlar, kul ile Rabbi arasındaki perdeleri çoğaltır; insanın kendi izzet ve haysiyetini zedelediği gibi, İslâm'ın güzelliğine de gölge düşürür.

Bu sebeple hiçbir Müslümanın, davranışlarıyla İslâm'ın izzetine gölge düşürmeye hakkı yoktur. Haram ve günahlardan uzak durmak, sadece kişisel bir sorumluluk değil; aynı zamanda dinimizin şerefini muhafaza etmenin de gereğidir.

Hz. Ömer (radıyallahu anh) bu gerçeği şu sözleriyle ifade etmiştir:

"Biz zelil bir kavimdik. Allah bizi İslâm ile şereflendirdi. Eğer Allah'ın bize verdiği bu şerefin dışında bir yerde izzet ararsak, Allah bizi yeniden zelil eder."

Gerçek izzet Allah'a kullukta, O'na itaatte ve O'nun hükümlerine teslim olmaktadır. Müslüman izzetini imanından, vakarını ahlâkından, şerefini ise kulluğundan alır. Allah'ın haram kıldığı her kötülük, insanın izzetini zedeleyen bir sebeptir.

Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulur:

"İzzet ve şeref isteyen bilsin ki, izzetin tamamı Allah'a aittir." (Fâtır, 10)

Bir başka ayette ise:

"Hâlbuki izzet Allah'ın, Resûlü'nün ve müminlerindir." (Münâfikûn, 8)

Menfaat uğruna eğilmek, dünya çıkarları için inancından taviz vermek, zalimlere boyun eğmek, haram ve günahları hayatın bir parçası hâline getirmek büyük bir zillettir. Müslüman, Allah'ın kendisine verdiği bu yüce değeri asla küçültemez.

Tevazuyu korumak izzettir. Müminlere karşı alçak gönüllü, haksızlık ve küfür karşısında ise vakarlı ve dik durmak izzettir. Müminin gönlü merhametli, duruşu ise sağlam olmalıdır.

İslâm kardeşliğini yaşamak da izzettir. Kardeşini hor gören, aslında kendi izzetini küçültmüş olur.

Müslümanın izzeti, onuru ve haysiyeti onun en kıymetli sermayesidir. Bunları kaybeden, en değerli hazinesini kaybetmiş olur. Bu sebeple mümin, izzeti Allah'tan başkasında aramaz. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

"Kâfirleri dost edinenler onların yanında izzet mi arıyorlar? Şüphesiz izzet bütünüyle Allah'a aittir." (Nisâ, 139)

Sonuç olarak Allah Teâlâ'nın emrettiği bütün iyilikler insana izzet kazandırır; yasakladığı bütün kötülükler ise onun izzet ve şerefini korumaya yöneliktir. Gerçek şeref İslâm'dadır, gerçek izzet Allah'a kulluktadır. Bu ilâhî nimeti korumak ise her Müslümanın en büyük sorumluluklarından biridir.