Şöyle etrafımıza, konu komşuya, akraba çocuklarına baktığımızda hep aynı şeyi konuşur olduk: “Bu yeni nesil, bu kuşaklar niye böyle?”

Bugünün gençlerine baktığımızda maalesef elindekilerin kıymetini bilmeyen, geleceğe güvenle bakmak yerine her şeyin en kolay yoldan, zahmetsizce kazanılmasını isteyen bir tavır ve davranış içerisindeler.

Peki, bu doyumsuzluk ve geleceğe güvenle bakamama hissi tam olarak neden kaynaklanıyor?

Ben bu durumu sizlere, kendi çocuklarıma da her fırsatta anlattığım, ders niteliğinde bir hikâyeyle açıklamak istiyorum.

Eski zamanlarda, bir köyde güzelliğiyle nam salmış bir kız varmış. Ona aşık olan fakir bir genç, bir gün cesaretini toplayıp kıza ilan-ı aşk etmiş. Ancak kız, genci küçümseyerek, “Ben çok güzelim, istediğim herkesi elde edebilirim,” diyerek onu reddetmiş. Bu gurur kırıcı sözlerin ardından genç çocuk buna çok içerlemiş ve köyü terk etmiş. Gittiği yerde kendine yeni bir düzen kurmuş, mesleğini eline almış, evlenip çoluk çocuğa karışmış.

Yıllar sonra memleketine geri döndüğünde, aklına o eski kız düşmüş. “Acaba ne oldu?” diyerek aramış, taramış ve o kızı bulmuş. Tabii ki aradan yıllar geçmiş, yaş gitmiş ve o eski güzellikten eser kalmamış. Adam kızın yanına gidip konuşma imkanı bulunca merakla sormuş: “Büyük hayallerin vardı, ne yaptın, nasıl bir hayat yaşadın?”

Kız mahzun bir sesle, “Hiçbirini yapamadım, evlenmedim de... Hayatım bu şekilde yalnız devam ediyor,” demiş.

Adam en büyük merakıyla nedenini sorunca, kadın eliyle arkasındaki gül bahçesini göstererek, “Şu gül bahçesine gir ve benim için en güzel gülü koparıp getir, sırrını o zaman anlatacağım,” demiş.

Adam gül bahçesine girmiş. Karşısına çok güzel bir gül çıkmış; tam koparacakken ileride daha güzelini görmüş, onu bırakıp hemen diğerine gitmiş. Tam onu koparacakken gözü daha da ilerideki bir başka güle takılmış. “Daha iyisi, daha güzeli vardır” diyerek ilerledikçe ilerlemiş. Bir de bakmış ki tarlanın sonuna gelmiş ve tarladan dışarı çıkmış. Ancak bir dönüp bakmış ki, elinde bir dal gül bile yokmuş...

Kadın adamın halini görünce hafifçe gülümsemiş ve demiş ki: “İşte ben de hayatım boyunca tam olarak aynı şeyi yaşadım. Hep bir fazlasını, hep daha iyisini aradım ama sonunda tarlanın sonuna geldim ve eli boş olarak çıktım.

İşte sevgili gençler, buradan size büyük dersler çıkıyor. Bunca yıllık evliliğime, hayat ve meslek tecrübelerime binaen en büyük tavsiyemdir: Elinizdekinin kıymetini bilin. Keşkelerle ömür tüketmek, hep bir sonraki güzeli aramak insanı hayat tarlasının sonunda yapayalnız ve eli boş bırakır.

Geçenlerde kızımla bir sohbet esnasında konuşurken bana, “Gelecekte mutlu olacağım yarınlar için acaba hangi ülkede, hangi şehirde yaşamalıyım? Seni neresi mutlu eder?” diye sordu.

Ona verdiğim cevap, aslında bugün yönünü arayan tüm gençlerin zihnine kazınmalı: “Kızım, yarının hiçbir önemi yok. Seni dünyanın en güzel yerine de götürseler, eğer sen mutluluğu çevrende arıyor ve içinde yaşatamıyorsan, içinde bulamıyorsan o en güzel yer bile sana işkence gibi gelir.”

Bizim meslekte tayinler çok olur, biliyorsunuz; çok farklı yerlere, memleketlere tayin olabiliyoruz. Biz kendi aramızda hep şunu söyleriz: Gittiğin memleketin hiçbir önemi yoktur; önemli olan çalıştığın kişiler, beraber olduğun insanlardır. Birisi çıkar, dünyanın en güzel yerinde bile sana orayı zehir zindan eder; en güzel yere de gitsen hiçbir kıymeti kalmaz, eve bile, işe bile gidesin gelmez. Ama öyle bir yere gidersin ki; belki çok kötüdür, medeniyetten yoksundur ama çevren, arkadaşların, huzurun o kadar iyidir ki, senin için en güzel ve en mutlu yer burası oluverir.

O yüzden Paris’e de gitseniz, İtalya’ya da gitseniz, o aşk şehirlerine de gitseniz; içinizdeki mutluluğu, içinizdeki o çocuk ruhunu, yaratıcılığı ve üretkenliği kaybederseniz, gittiğiniz her yerde mutsuz ve başarısız olursunuz.

Gözünüz hep bir sonraki "en güzelde" olmasın; çünkü bu beyhude arayış içinizdeki güzel duyguları törpüler. Mutluluğu coğrafyalarda, dışarıda aramayı bırakın ve onu kendi içinizde inşa edin

Tarlanın içine girip en güzel gülü seçmekle uğraşmak yerine, elinizdekilerin değerini bilerek, onu geliştirip, emek vererek, kendi gül tarlarınızı oluşturmak ve oradan bir gül seçmek yerine tüm güllere sahip olmak daha iyi değil mi?

Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle

Sevgi ve Saygılarımla

Tolga YUVALI

Sizden Birisi