Cibril Hadisi olarak bilinen hadis-i şerifte Cebrâil (a.s.), Peygamberimize gelerek öğretici bir üslupla birtakım sorular sorar ve cevaplarını da kendisi verir. Önce iman, sonra İslam, ardından ihsan hakkında sorular yöneltir. İhsanı ise şöyle tarif eder:

“İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi kulluk etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni mutlaka görmektedir.”

İhsan, İslam’ın zirvesi ve müminin ulaşması gereken kulluk şuurudur. Gerçek Müslüman, Allah’ın kendisini her an gördüğünün bilinciyle yaşar; iyi işler yapmaya, yaptığı işi en güzel şekilde yerine getirmeye gayret eder. İhsan, kulun Allah’a karşı duyduğu derin saygı, bağlılık ve itaatin yanı sıra bu ruh hâlinin hayata yansıması olan güzel davranışların tamamını kapsar. İnsanı, aileyi ve toplumu yükseltecek temel ölçü de işte budur.

Her cuma hutbelerinde okunan ve Kur’an-ı Kerîm’in en kapsamlı ayetlerinden biri olarak kabul edilen Nahl suresinin 90. ayetinde Yüce Allah şöyle buyurur:

“Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor.”

Yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah, kullarından da yaptıkları işleri güzel ve sağlam bir şekilde yerine getirmelerini ister. İşini güzel yapanları sever ve onlara rahmetiyle muamele eder.
İhsan, yalnızca Allah’ın huzurunda ve ibadetlerde gösterilmesi gereken bir hassasiyet değildir. Aynı zamanda insan ilişkilerinde, canlı ve cansız bütün varlıklara karşı sergilenmesi gereken bir erdemdir. Anne babadan eşe, akrabadan komşuya, yetimden yoksula, hayvanlardan diğer bütün varlıklara kadar herkese karşı ihsanla davranmak dinimizin emridir. İster kesilecek bir hayvana muamelede ister savaşta düşmana karşı olsun, insanın haddi aşmaması; adalet ve ihsan ölçüsünden ayrılmaması gerekir.

Peygamber Efendimiz de hayatın her alanında güzelliğe ve özenli davranmaya dikkat çekmiştir. Bir gün bir mezar hazırlanırken gördüğü bir düzensizliğin düzeltilmesini istemiştir. Oradakiler, “Biraz sonra toprağın altında kalacak olan bu düzensizliğin ne önemi var?” diye sorunca, “Allah güzeldir, güzelliği sever.” buyurmuştur.

Yüce Allah, Lokman suresinin 22. ayetinde de şöyle buyurur:
“Kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu ancak Allah’a varır.”

İhsan üzere yaşayanlara muhsin denilir.Muhsinler her türlü iyi hasleti kendilerinde toplamak için çaba içindedirler.

Allah'ü teâlâda muhsinleri sever. Onlara birçok mükafatlar vadetmektedir. Büyük kazançta budur.
İhsan üzere yaşamak; Allah’a karşı kulluk bilinciyle hareket etmek, insanlara iyilikte bulunmak, her işi hakkıyla ve güzelce yapmak, hayatın her alanında adalet ve merhameti esas almaktır.

İyi işler yapmak, iyilikte yarışmak, yaptığımız her işte Allah’ın bizi gördüğünü bilerek sorumluluk taşımak… Bundan daha anlamlı, daha güzel ve daha huzur verici bir hayat olabilir mi?