Ama konunun ne kadar önemli olduğunu düşününce, bu haftaki yazımı kardeşlik üzerine yazmaya karar verdim.
Neden mi?
Ben sevdiğim, değer verdiğim insanlara “kardeşim” diye hitap etmeyi çok severim. Özellikle mesajlara “kardeşim” ya da “canım kardeşim” diye başlarım. Beni yakından tanıyanlar bunu iyi bilir.
Sonra kendi kendime sordum:
Nedir bu kardeşlik?
Sadece aynı anne babadan doğmak mı?
Yoksa daha derin bir anlam mı taşıyor?
Biraz araştırdım, biraz düşündüm… Şimdi hem öğrendiklerimi hem de hissettiklerimi paylaşmak istiyorum.
Kardeş kelimesi elbette aynı anne ve babadan doğmayı ifade eder. Ama hayat bize gösteriyor ki kardeşlik sadece kan bağı değildir. Süt kardeşliği vardır, silah kardeşliği vardır, kader kardeşliği vardır… Aynı yolda yürüyenlerin, aynı ideale inananların kurduğu gönül bağı da kardeşliktir.
Gerçek ya da mecazi…
Kardeşlik; ortak bir değer etrafında birleşmek, samimiyetle birbirine omuz vermektir.
Kardeş olmak; kan bağı olsun ya da olmasın, aynı amaca hizmet etmek, birbirine karşı içten ve dürüst duygular beslemektir. Ailenin, toplumun, ülkenin iyiliği için çaba göstermektir. “Ben” değil “biz” diyebilmektir.
İçinde bulunduğumuz bu hafta, kırgınlıkları azaltmak, birlik duygusunu güçlendirmek için güzel bir vesile olabilir. Çünkü tarihe baktığımızda, ayrışmanın bedelini hep ağır ödemişizdir. Günümüzde de bu konuların acısını hâlâ çekmeye devam etmiyor muyuz?
Ama şunu da unutmamak gerekir:
Kardeşlik duygusu istismar edilmemelidir. Samimiyet, zayıflık olarak görülmemelidir.
Aynı bayrak altında yaşayan, farklı kökenlerden, farklı mesleklerden, farklı düşüncelerden insanlar olarak bizi bir arada tutan şey kardeşlik hukukudur.
İdeal birliği yapan insanlar kardeşlikten söz eder.
Ama komşusunun malında gözü olan, iki yüzlü davranan, “hep bana, hep bana ” diyen, kendi çıkarını toplumun önünde tutan kişi kardeşlikten bahsedemez.
Bu hafta vesilesiyle önce kendimize sormalıyız:
Gerçekten kardeşliğin gereğini yapıyor muyum?
Karşımdakini anlamaya çalışıyor muyum?
Hoşgörüyü esas alıyor muyum?
Dünya hepimize bir misafirhane…
Bugün varız, yarın yokuz. Bir kuşun dala konup sonra uçup gitmesi gibi. O halde hırsla, kıskançlıkla, bencillikle neyi paylaşamıyoruz?
Daha fazlasını istemek, başkasının hakkına göz dikmek, hırsla hareket etmek; toplumları zehirleyen en büyük tehlikelerdendir. Çevre felaketleri, savaşlar, ayrışmalar hep bu anlayışın ürünüdür.
Kardeşlik duygusunun tam karşıtı, hatta düşmanı samimiyetsizlik ve art niyettir.
Etrafınıza bakın…, gözlemleyin… “Kardeşim, dostum, arkadaşım” diyen herkes gerçekten yanınızda mı?
Menfaat ve imkanlarınız için mi sizin yanınızdalar?
Makam,mevkiniz…, yoksa paranız, malınız mülkününüz, yada sosyal çevreniz için mi sizinle birlikteler…., ne için etrafınızda dolaşıyorlar. Yapmacık dostluk mu gösteriyorlar?
Şunu açıkça söyleyebilirim: Eğer bir insan menfaat için yanınızdaysa, o imkânlar azaldığında ya da elinizden gittiğinde ilk giden onlar olacaktır. O yüzden bu tür insanların yanınızda, çevrenizde bulundurmayın, hemen uzaklaşın ve uzaklaştırın. Bunlardan arınmış gerçek dostlarınızı bulduğunuzda da onlara sıkıcı sarılın.
Bu yüzden kardeşlik; menfaat değil, vefa ister.
Küslükleri, kırgınlıkları bir kenara bırakıp kardeşlik kavramını yeniden düşünmek hepimizin temel görevidir.
Hangi takımı tuttuğumuz, hangi kökenden geldiğimiz değil; nasıl bir insan olduğumuz önemlidir.
Çekişmeden, hırstan, kötülükten uzak; toplumların, ülkelerin ve insanların kardeşçe yaşadığı bir dünya temennisiyle…
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü vesilesiyle; alın teriyle hayatı omuzlayan tüm emekçi kardeşlerimizin bayramını kutluyor, emeğin ve dayanışmanın değerini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Hep bana, hep bana demeden; eşit, temiz ve samimi duygularımla…
Kardeşlik Haftamız ve Emek-Dayanışma Günümüz kutlu olsun.





