Yazının devamını yazmayı düşünüyordum ki bu sabah da ulusal basından takibimde olan bir gazete manşetten verdiği on dört(üşenmedim saydım) haberin üçü YZ konusuna değiniyordu. Ülkemizin önemli iki sanatçısı gibi hemen hepimizin hergün muhatap olduğu görsel/yazılı basın haberlerinin de baş köşesine YZ oturmuşken bende yazının devamı niteliğinde onlardan alıntı yaparak YZ konusuna tekrar geri dönüş yapayım dedim. Zira bu serzenişler/değinmeler, daha uzun süre gündemimizi işgal edecek. Hatta şundan çok eminim, uzun yıllar hep birlikte YZ üstüne, yazacak ve düşüneceğiz. Öyle ki yer yer günümüzde bizleri fazlasıyla meşgul eden ekonomi/savaş gibi birçok konunun/gündemin önünede geçeceği kesin.
Fazıl Say’ın YZ konusundaki paylaşımına gelirsem(noktası, virgülüne dokunmadan olduğu gibi aktarıyorum),
“Artık “Günaydın dostlar” diye basit bir tweet atmak ile bir Opera bestelemek aynı zorluk mertebesine indi. Tek tık.
Yozlaşmış ve yüzeysel bir dünyada kimsenin umurunda olmayan bir gelişme yaşanıyor; insanın umudu olan sanat, yapay zeka algoritması sisteminin yardımı ile milyar veri baabında kopyalandı, tek düğmeye basarak bir kaç saniye içinde Opera bestelemiş oluyorsunuz…
Artık filanca Yapay Zeka App. Kopyalaması ile, şiir yazıyor, şarkı besteliyor, şarkı söylüyor hatta tüm dillerde söylüyorsunuz.
Hiç müzisyen olmayan biri ile dünyanın en büyük müzisyenlerinin tamamen eşitlendiği bir fırsattasınız. Siz bunu eğlencesine yaptığınızı söyleyebilirsiniz, ama değil, sistemin ve yarışın içindesiniz, istemediğiniz halde dahil edildiniz.
İlginçtir,5 dakikalık şarkınıza 20 saniyede kavuşuyorsunuz.
Yani 5 dakika “ne çıktı sonuç” diye merak edip dinlemeye zahmet bile etmemiş bir yapay zeka yardımı.
Şarkınız hazır
Hayatı boyunca yeni bir müzik için ilk albümüne yoğunlaşmış bir genç sanatçıyı düşünün, bambaşka bir meslekteki bir arkadaşı ona 15. Albümünü yaptığını anlatıyor…
O arkadaşı bu genç sanatçıyı niye dinlesin? Şu yarını muallak dünyada?
“Ben yaptım” de geç..
Bu böyle bir çağ.
Çocukluğundan beri üstün yetenekleri, emeği, azmi, yıllarca süren öğrenimi, on yıllarca süren deneyimi , tecrübesi, ürünleri ile “sanatçılık” bir yaşam biçimi, bir ekmek kapısı idi.
İstisnai yeteneklerin vardıkları yüksek seviye noktaların dünyaya tüm gezegene bir çığlık gibi sunulması ve insanlık duvarına bir tuğla ekleyerek progres göstermesi idi.
Bir ses idi.
Bir varoluş idi.
Şu anda ise her gün herkes 2000 yıllık gelişime -kendisinin olmayan- bir “vasat ve amaçsız KOPYA” ile ürün güya ekleyebiliyor tüm bu pastaya ortak oluyor, “ben yaptım” diyor.
“Sanatın değil ama sanatçı kariyerlerin sonu” olarak gösterilen bu çağda, ilginç bir şekilde sanatçılar olmadan nasıl sanat olacağı veya sanatçılar karnını doyuramadan bu işin nasıl olacağı konuları asla cevaplanmıyor ve es geçiliyor.
Kayıt dünyasının dijital platformlara aktarılmasındaki kapitalizm büyük yara açmıştı, şimdi ölüm vuruşu yolda.
İnsana özgü gelişim progreslerine de Aİ ve robot teknolojisi dahil ediliyor.
Robot 100 metre dünya rekorunu kırıyor. Çok doğal. Kırar tabi.
O zaman insan niye ilerlesin ve rekoru kırmayı denesin?
Tek düğmeye basıp Senfoni besteliyorsanız gerçek bir sanatçının senfonisi ne olacak?
Tüm bunlar…
Bir “ses” oluyor mu?
Hayır.
“Mış gibi oluyor mu?”
Maalesef evet…”
Behiç Ak üstadımızın karikatürü ise iki arkadaşın YZ konusunda konuşmalarından ibaret. İki arkadaş da birbirlerine sanat konusunda yeteneği olmadığından yakınıyor ancak YZ nın bu konuyu şipşak çözdüğünü söylüyorlar. Ne var ki günün sonunda, YZ ya verdikleri verilerle oluşturulan filmin birbirinin kopyası filmler olduğu sonucuna varıyorlar.
Ulusal basında okuduğum üç ayrı haberin konusuna gelecek olursam da birinci haber YZ aracılığıyla oluşturulan konuşmaların tehlikelerinden ve bu konuşmaların mahkemede delil sayılıp sayılmayacağı konusuna, ikinci haber robotların doktorların işini elinden alıp almayacağına, üçüncü haber ise gençlerin dert ortağının YZ olduğu konusuna değiniyordu.
Görüldüğü üzere elimize aldığımız her basılı gazete, dergi, kitap ya da izlediğimiz görsel basın tv, internet, telefon gibi tüm mecralarda rastladığımız paylaşımlar/haberlerde sürekli olarak karşımıza YZ uygulamaları çıkacaktır. Bu uygulamalar ile yaşamaya alışmak ve kabullenmek zorundayız. Yeterki ilk yazımın sonunda değindiğim gibi kendi insanı değerlerimizi/hasletlerimizi bir kenara koymadan insanla/YZ uygulamalarının farkını anlayacak hale gelelim.
Bu arada bu yazının başlığını da YZ uygulamalarından sitemlenen insanlarımıza ironik bir yaklaşım olsun için “götür beni gittiğin yere” olarak attım. Zaman içinde de YZ konusuna değinen farklı, ilginizi çekebilecek yeni yazılarla karşınızda olacağımdan emin olabilirsiniz.
Sonuç: YZ uygulamaları, insanlığı çok kısa zamanda çok farklı yerlere getirdi. Görünen o ki önümüzdeki zaman diliminde daha da hızını artırarak çok farklı uygulamalarına şahitlik edeceğiz. O sebeple günümüzde her yaştan insanın, YZ uygulamaları konusunda farkındalığının, moda deyimle YZ okuryazarlığının olması gerekiyor.