Evden çıkarken “dikkat et” diyen sesin, gün boyu kulakta yankılanmasıdır. Her an geri dönmeme ihtimalini bilerek görevine yürümektir.

Olay yerine ilk ulaşan, en ağır yükü ilk omuzlayan, kazada yerde yatan bir bedene eğilen, bir annenin çığlığını ilk duyan, bir çocuğun korkuyla tutunduğu o el… İşte o el, çoğu zaman bir polise aittir. Ama o elin de titrediğini, o yüreğin de yorulduğunu görmeyiz.

Özel hayatlarında ya da görev içinde ne yaşarlarsa yaşasınlar, güçlü görünmek zorundadırlar. Çünkü toplum, onlara zayıf olma hakkı tanımaz.

Halkın huzuru için çoğu zaman duygularını bastırır, gözyaşlarını içlerine akıtırlar. Bir acıyı susturup diğerine koşarlar. Bir olayın izini yüreklerinde taşırken, başka bir olayda dimdik durmaya devam ederler.

Toplumun huzur ve güvenliği için gece gündüz demeden çalışan polis teşkilatımız, sokakta gördüğümüz bir üniformadan çok daha fazlasıdır. Onlar; fedakârlığın, cesaretin ve sorumluluğun adıdır.

Ne yazık ki çoğu zaman güvenliğin kıymetini, ancak bir tehdit hissettiğimizde anlıyoruz. Oysa onlar; bayramda biz sevdiklerimizle sofradayken trafiği düzenleyen, gece yarısı bir ihbarla sokağa çıkan, şiddete uğrayan bir kadının kapısını çalan, çocuklarımızı suçtan korumak için okullarda bilinçlendirme yapan kişilerdir.

Görünenler bir de görünmeyenler vardır. Halkın içine karışmış, suçu daha oluşmadan engellemek için sessizce görev yapanlar. Hiç fark edilmeden, bir tehlikeyi ortadan kaldıranlar…

Unutmayalım ki! Huzurlu bir sabaha uyanmak, çocuklarımızı güvenle okula göndermek, sokakta tedirgin olmadan yürüyebilmek; büyük ölçüde onların gece boyunca uyanık kalması sayesindedir.

Elbette her meslek grubunda olduğu gibi hatalar olabilir. Ancak bu hataları, koskoca bir teşkilatı suçlamak için gerekçe haline getirmek, en büyük haksızlıklardan biridir.

Belki de ''Polis Haftası'' bir kutlamadan çok, bir hatırlama zamanıdır. Unuttuğumuz fedakârlıkları, görmezden geldiğimiz yorgunlukları, duymadığımız sessiz çığlıkları hatırlama…

Bugün bir polis gördüğünüzde, sadece üniformasına bakmayın. O üniformanın içindeki yüreği düşünün. Yarım kalan sofraları, uykusuz geceleri, sevdiklerinden uzak geçen bayramları hatırlayın. Belki de bu hafta en çok şunu söylemeye ihtiyacımız var: “İyi ki varsınız, İyi ki varsınız, İyi ki varsınız, Hep Var Olun, İnşaAllah”

Ve bir haber düşer mesajlara, sosyal medyalara, radyolara, ekranlara. “Görevi başında şehit oldu!'' İşte o an sadece bir insanı kaybetmeyiz. Bir evin umudu, bir çocuğun kahramanı, bir annenin duası eksilir bu dünyadan. Çünkü bazı insanlar, kendi hayatlarını eksilterek başkalarının hayatını tamamlar. Ve biz çoğu zaman onların değerini, ancak eksildiklerinde anlarız.

Devletin bekası, milletin huzuru için canını ortaya koyan, görünenler, görünmeyenler, adları hiç bir zaman bilinmeyecek olanlar, görevi başında şehit olmaya can atan tüm kahramanlarımıza selam ve dua ile...