Elbette istisnalar var. Genç yaşta önemli görevler üstlenen, başarılı projelere imza atan insanlar da bulunuyor. Ancak genel tabloya baktığımızda belediyelerde, sivil toplum kuruluşlarında, odalarda, derneklerde, spor kulüplerinde ve büyük sosyal sorumluluk projelerinde hep aynı isimlerin veya aynı kuşakların ön planda olduğunu görüyoruz.

Son dönemde bu düşüncemin daha da netleşmesine neden olan gelişmelerden biri de spor dünyasında yaşandı. Özellikle büyük kulüplerde yaşanan yönetim değişikliklerinde, yeni isimler yerine geçmişte görev yapmış tecrübeli yöneticilerin yeniden tercih edilmesi dikkatimi çekti. Bu durum bana psikolojideki "güvenli liman" kavramını hatırlattı. İnsanlar belirsizlik dönemlerinde, risk almak yerine daha önce bildikleri ve tanıdıkları isimlere yöneliyor.

Peki sorun gerçekten burada mı?

Acaba gençler yönetici olmak istemiyor mu? Sorumluluk almaktan mı kaçıyorlar? Yoksa yıllardır dile getirilen "gençlere fırsat verilmiyor" eleştirisi gerçeği mi yansıtıyor?

Belki de her iki tarafın da kendine göre haklı gerekçeleri var. Günümüz gençliği teknolojiye hâkim, dünyayı yakından takip ediyor ve farklı bakış açıları geliştirebiliyor. Ancak aynı zamanda uzun soluklu mücadeleler yerine hızlı sonuç alma isteğiyle yetişiyor. Yönetim kademeleri ise sabır, fedakârlık ve yıllar süren birikim gerektiriyor.

Diğer taraftan büyüklerin de kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor: Gerçekten gençlere alan açıyor muyuz? Yoksa onları sadece dinleyip karar masasına oturtmuyor muyuz? Çünkü gençlerin yetişmesi için yalnızca eğitim yetmez; sorumluluk verilmesi, hata yapma hakkının tanınması ve karar süreçlerine dahil edilmeleri gerekir.

Bugün birçok kurumda gençlerden fikir isteniyor ama yetki verilmiyor. Yetki verilmeyen yerde ise aidiyet duygusu oluşmuyor. Aidiyetin olmadığı yerde de yeni liderler yetişmiyor.

Oysa toplumların geleceği sadece tecrübeyle değil, tecrübe ile enerjinin buluşmasıyla şekillenir. Tecrübeli insanlar geçmişin birikimini taşırken, gençler geleceğin vizyonunu temsil eder. Birinin eksikliği diğerini zayıflatır.

Belki de artık sormamız gereken soru şudur:

Gençler neden yönetimde yok?

Çünkü istemiyorlar mı?

Yoksa biz onlara gerçekten yer açmıyor muyuz?

Bu sorunun cevabı yalnızca gençlerin değil, hepimizin geleceğini belirleyecek.