Bizim gençliğimizde Park dediğin yer, öyle peyzaj mimarlarının elinde oyuncak olmuş, plastik çim kokan, garip garip heykellerle dolup taşan bir yer değildi. Park dediğin; sinemadan önce Sevgili’yi beklerken heyecandan sigaranın izmaritini yediğin, düğün konvoyunun "Bakın biz de evleniyoruz" edasıyla turladığı, eşin dostun çay bardağı şıngırtısı arasında memleketi kurtardığı yerdi.

Saray Sineması’nın önü panayır yeri gibi olurdu. Kışlık salona girerken ceketinin önünü iliklerdin, yazlık salona girerken gazoz kapaklarının sesini dinlerdin. Belediye Parkı da bu hikâyenin tam ortasında, kibar bir ev sahibi gibi dururdu.

Sonra ne oldu? Biri çıktı, "Buraya bir ekmek fırını ne yakışır!" dedi.

Yahu, çam kokusuyla ekşi maya kokusu aynı havada durur mu? Durmadı tabii. Fırın yıkıldı, parkın nefesi daraldı, zamanla yeşili azaldı, ruhu çekildi. Bir de baktık ki koca Akşehir bir yıkım şantiyesine dönmüş.

Belediye binası desen yok, Cumhuriyet İlkokulu’na sığınmış bir yönetim.

Kütüphane yıkılmış, yeri boş.

Sanat okulunun bahçesi olmuş sana açık hava otoparkı...

Her yer bir "bir gün bir şey yapacağız ama bakalım ne zaman" sessizliği. Kentin ortasındaki bu hafıza kaybı yetmezmiş gibi, millet ne zaman bir dozer sesi duysa yüreği ağzına gelir oldu.

Geçtiğimiz günlerde bir sabah greyderler yine girdi parkın içine. Çay ocağı boşaltıldı, çatı söküldü, duvarlar indi. Şehirde bir panik: "Eyvah, Belediye Parkı da mı gidiyor?"

Ahmet Nuri Başkan hemen sosyal medyadan yüreklere su serpti: "Yok yahu, yıkmıyoruz, 25 yıl sonra Cumhuriyet Parkı yapıyoruz!"

Güzel, isim güzel, niyet güzel. Selçuklu tuğla işçiliğinde taç kapı falan... Eyvallah, Akşehir’e Selçuklu dokusu yakışır. Ama bir de "mini amfi tiyatro" lafı geçmiş ki, orada bir durup düşünmek lazım.

Usta, gözünü seveyim, Akşehir zaten başlı başına bir tiyatro! Koskoca tiyatro salonumuz varken, parkın ortasına bütçeyi gömüp mini amfi tiyatro yapmak niye? Yarın bir gün iki tane genç orada gitar çalacak diye koca yeşil alanı betona boğmanın ne alemi var? Bize amfi tiyatro değil, gölgesinde iki lafın belini kıracağımız koca çınarlar, çayın buğusunda geçmişi yâd edeceğimiz ahşap sandalyeler lazım. Memlekette beton basmadık yer bırakmadık, bari parkın toprağı rahat bir nefes alsın.

Sorsan "Yapılacak" diyorlar.

Şimdi biz Akşehirliler ne yapalım? Yıllardır boş kalan kütüphane arsasına bakıp iç mi çekelim, yoksa bu sefer gerçekten o parkın bitirileceğine inanalım mı?

Neyse... Biz yine de "Haydi hayırlısı, inşallah" diyelim. Ama benden söylemesi; o parkın yerine beton döküp adını park koyacaksanız, bırakın eski hatıralarımız bari yeşil kalsın!