Her geçen gün büyüyen tabelalar, birbirleriyle yarışan renkler, bina cephelerini örten reklam panoları ve çoğu zaman binanın özgün mimarisiyle hiçbir uyum taşımayan ilave saçaklar… Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya yalnızca bir görüntü kirliliği değil, aynı zamanda şehrin kimliğini örten bir tablo çıkıyor.
Oysa şehir dediğimiz şey yalnızca yollar, kaldırımlar, parklar ve binalardan ibaret değildir. Bir şehrin ruhu; sokaklarının düzeninde, binalarının birbirleriyle kurduğu ilişkide, renklerinde ve insanlara hissettirdiği atmosferde saklıdır.
Akşehir gibi tarihi ve kültürel birikimi güçlü bir şehirde bu konu çok daha fazla önem taşıyor.
Tabela büyüdükçe şehir küçülmemeli
Bugün birçok işletme sahibi, müşterinin dikkatini çekebilmek için daha büyük, daha parlak ve daha iddialı tabelalara ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Elbette her esnafın işletmesini görünür kılmak, müşterisine ulaşmak ve ticaretini geliştirmek istemesi son derece doğal.
Ancak burada bir denge kurmak gerekiyor.
Bir tabelanın iş yerini tanıtması başka şeydir, binanın kendisini görünmez hale getirmesi başka…
Öyle tabelalar ve cephe uygulamalarıyla karşılaşıyoruz ki binanın mimari karakteri neredeyse tamamen ortadan kalkıyor. Üstelik bazı durumlarda tabelayı taşıyabilmek için binanın özgün cephesine zarar veren, orantısız ve estetik kaygıdan uzak saçaklar ya da başka eklentiler yapılabiliyor.
Böylece tarihi doku ile yeni yapılaşma, ticari ihtiyaçlarla mimari kimlik arasında bir uyum yerine, adeta bir görüntü yarışına dönüşüyor.
Halbuki mesele tabelayı küçültmekten çok, onu doğru yere ve doğru ölçekte yerleştirebilmektir.
Düşünelim…
Aynı cadde üzerinde farklı işletmelerin birbirinden tamamen bağımsız renkler, ölçüler, yazı karakterleri ve malzemeler kullandığını düşünün. Her biri diğerinden daha fazla dikkat çekmeye çalıştığında, ortaya daha görünür bir şehir değil, daha karmaşık bir şehir çıkar.
Buna karşılık belirli ölçülerin, yazı karakterlerinin, renklerin ve malzeme standartlarının belirlendiği bir sistem uygulandığında, hem işletmeler kendilerini ifade edebilir hem de sokakların bütünlüğü korunabilir.
Yani estetik ile ticaret birbirinin düşmanı değildir.
Tam tersine, doğru planlandığında birbirini destekleyebilir.
Mesele yasaklamak değil, ortak bir anlayış oluşturmak
Peki bu görüntü kirliliğinin çözümü nedir?
Bana göre mesele yalnızca yasak koymak ya da ceza kesmek değildir.
Bir belediyenin elindeki en kolay araç, kurala uymayana ceza yazmaktır. Fakat şehirlerin kalıcı dönüşümü sadece cezalarla sağlanamaz. Asıl önemli olan, esnafı ve mülk sahiplerini bu değişimin karşısına değil, yanına almaktır.
Çünkü şehir hepimizin ortak yaşam alanıdır.
Bu nedenle yerel yönetimlerin önünde daha yapıcı bir model de olabilir. Örneğin yeni tabela ve cephe düzenlemelerine geçiş sürecinde esnafa ekonomik kolaylıklar sağlanabilir. Gerekirse bir yıl, hatta iki yıl süreyle reklam ve tabela vergisi konusunda teşvik edici bir uygulama yapılması gündeme alınabilir.
Belediye bu süreçte belirli bir gelirden vazgeçerken esnaf da mevcut tabelasını ve cephe düzenlemesini belirlenen estetik standartlara uygun hale getirir.
Böylece dönüşüm, “uymazsan ceza ödersin” anlayışından çıkar; “şehrimizi birlikte güzelleştirelim” anlayışına dönüşür.
Elbette bunun hukuki ve mali boyutlarının ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Ancak temel fikir son derece basittir:
Esnafın yükünü azalt, dönüşümü kolaylaştır, şehri kazan.
Akşehir’in kimliği tabelaların altında kalmamalı
Akşehir’in tarihi sokakları, geleneksel mimarisi ve kültürel dokusu hepimizin ortak mirasıdır.
Bu mirası korumak yalnızca tarihi bir binayı restore etmekten ibaret değildir. O binanın çevresini, sokağını, tabelasını, renklerini ve bütünlüğünü de düşünmek gerekir.
Bir tarihi yapının önüne onun bütün mimari karakterini örtecek büyüklükte bir tabela koyduğumuzda, binayı korumuş oluyor muyuz?
Bir binanın cephesine sonradan eklenen orantısız bir saçak, o yapının mimari değerine katkı mı sağlıyor, yoksa onu görünmez mi kılıyor?
Bu soruları artık daha fazla sormamız gerekiyor.
Çünkü şehirlerin estetik kimliği bir günde kaybolmaz. Küçük küçük yapılan müdahaleler zaman içinde birikir ve sonunda hepimizin alıştığı büyük bir karmaşaya dönüşür.
Sonra da o karmaşayı “Akşehir’in görüntüsü” zannetmeye başlarız.
Güzel bir şehir, ortak bir iradeyle kurulur
Şehrin güzelleşmesi yalnızca belediyenin görevi değildir.
Esnafın, mülk sahibinin, mimarın, şehir plancısının, ilgili meslek kuruluşlarının ve elbette vatandaşların da bu sürecin içinde olması gerekir.
Belediye standartları belirlemeli ve yol göstermeli.
Esnaf, bu standartlara uyum sağlamak için desteklenmeli.
Uzmanlar şehrin tarihi ve mimari dokusuna uygun öneriler geliştirmeli.
Vatandaş ise yaşadığı şehrin estetik değerine sahip çıkmalı.
Belki de Akşehir için bütün bu paydaşların bir araya geleceği ortak bir “tabela ve cephe düzenleme rehberi” hazırlanabilir. Hangi bölgede hangi ölçüler kullanılacak, hangi renkler tercih edilecek, tarihi yapılarda nasıl bir uygulama yapılacak, saçak ve benzeri eklentiler hangi koşullarda mümkün olacak?
Bunların hepsi açık, anlaşılır ve uygulanabilir kurallara bağlanabilir.
Üstelik böyle bir çalışma yalnızca görüntüyü değiştirmez.
Şehrin turizm potansiyeline, ticari canlılığına ve insanların yaşadıkları mekânla kurdukları bağa da katkı sağlayabilir.
Çünkü insan, kendisine özen gösterilen bir şehirde yaşadığını hissettiğinde o şehre karşı aidiyeti de güçlenir.
Şehrimize birlikte sahip çıkalım
Akşehir’in daha güzel, daha düzenli ve daha estetik sokaklara kavuşması bir hayal değil.
Bunun için büyük yatırımlardan önce ortak bir iradeye, doğru kurallara ve biraz da fedakârlığa ihtiyaç var.
Esnafın kazancını, belediyenin gelirini ve şehrin estetik kimliğini birbirinin karşısına koymak zorunda değiliz.
Doğru bir planlamayla üçünü aynı noktada buluşturabiliriz.
Tabelalar elbette olacak.
İşletmeler elbette kendilerini tanıtacak.
Reklam elbette ticaretin vazgeçilmez bir parçası olmaya devam edecek.
Ama bütün bunları yaparken Akşehir’in kendisini kaybetmesine izin vermeyelim.
Çünkü bir şehir sadece içinde ticaret yapılan binalardan oluşmaz.
Şehir; hatıralarımızın, sokaklarımızın, geçmişimizin ve geleceğimizin ortak evidir.
Ve o evin duvarlarını, pencerelerini ve mimari güzelliğini tabelaların arkasında bırakmamak hepimizin sorumluluğudur.
Akşehir güzelleşirse, yalnızca sokaklarımız değil; şehrimize duyduğumuz aidiyet de güzelleşir.
Şimdi ihtiyaç duyduğumuz şey yasaklarla değil, ortak akılla; cezalarla değil, teşviklerle; birbirimizi suçlayarak değil, birbirimizi anlayarak hareket etmek.
Gelin, Akşehir’in tabelalarını değil; Akşehir’in güzelliğini görünür kılalım.





