Rahmetli, 1800'lü yıllarda İstanbul'da Padişah himayesinde çok zenginleşmiş; doğduğu Rodos'a muhteşem bir kütüphane binası yaptırıp içini Müslümanlık ağırlıklı kitaplarla doldurmuş; güzel minareli bir de cami inşa etmiş. Rodos'ta kalan camilerden en önemli biri, onunkidir. Oğlum, eşi ve torunum Mehmet Bora Kurucu ile kaldığımız oteldeki odamda; 60x50 cm boyutlarında tahta zemine yapıştırılmış Fransızca alt yazılı çok eski bir Rodos fotoğrafında, on bir büyük minare görünüyor. Bugün ise uzaktan bakıldığında Rodos'ta dört minare görülebiliyor. Kalan Camiler ise; SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ, İbrahim Paşa Camii ve başka bir paşanın adını taşıyan cami'den ibaret. İbrahim Paşa Camisinin yoldan yüksekteki avlu ve kapısının önünde; orta yaşlı iyi giyimli bir hanım gördük. Onunla konuşmak isteyince, Alman olduğu anlaşıldı. Araştırmalar yapan bir uzmanmış.
RODOS BİZİMDİ! ELİMİZİN TERSİYLE İTİLEREK YANLIŞ YAPILDI.
Dedelerimiz ve Nenelerimiz, "GİRİT BİZİM CANIMIZ! FEDA OLSUN KANIMIZ!" diye çığrışırlarmış. Analarımız ve babalarımız, niçin aynı gösterileri Rodos için yapmamışlar?! Oysa Rodos hiçbir zaman Yunan olmamıştı. Birinci dünya savaşında On İki Ada ile birlikte bizimken, İtalyanlar işgal etmiş. Bugün oralarda kalan yaşlıların çoğu, İtalyan okullarında okumuş; İtalyanca bilirler. 1947 yılında, Almanlar ve İtalyanlar savaşı kaybedince; Adayı İtalyan müttefikleri adına koruyan Alman Birliğinin Komutanına: "Savaşı kaybettik! İngilizlere teslim olun!" yolunda emir gelmiş. Alman kumandan, bizim Rodos'taki Konsolosumuza iyi bir teklif iletmiş: "Ege'de ve Akdeniz'de yenilmedik! Fakat Rus Cephesinde kaybedip teslim olmuşuz. Bana kötü bir emir geldi. Adaya, birkaç asker çıkarın! Havaya ateş etsinler; savaş gibi olsun. İngilizlere teslim olmaktansa; size teslim olalım! Siz de Adayı almış olun!" demiş. Konsolosumuz teklifi Marmaris'teki birliğimizin komutanına iletmiş. O da Ankara'ya haber vermiş. Askeriye ve Bakanlar kurulu, teklifi olumlu bulmuş! Fakat İngilizler ve müttefikleriyle çatışmamak için, o teklif reddedilmiş. Ada İngilizlere terk edilmiş. Onlar da bize karşı sürekli kullandıkları Yunanlılara hediye etmişler. Yazık!
***
Tıp Profesörü olan en küçük kızımın görevi dolayısıyla Ankara'ya dönmesi gerekiyordu.Onu Annesiyle birlikte uçakla Ankara'ya gönderdikten birkaç saat sonra, Oğlum eşi ve çocuğuyla geldiler. Rodos'a gitmek istediğimi bilen oğlum; internette günlerce uğraşarak çok teferruatlı ve mükemmel on günlük bir Rodos gezisi hazırlamış. Geçen yıl, Bodrum'dan Rodos'a giden gemi yoktu. Marmaris'e gidip oradan Rodos'a varmayı düşünüyordum. Yerli bir firma, büyük gemisiyle bu eksiği gideriyor.
Yunanistan'ın battı-batıyor olduğunu ve krizler yaşadığını televizyondan dinleriz ve gazetelerde okuruz... Gerçek hiç öyle değil! Avrupa Birliğinden daha çok yardım koparmak için numara yapıyorlar. Yunanistan kendi nüfusunun kırk katından fazla kalabalık ve zengin turistlerle dolu. Halkı da, "Vur patlasın, çal oynasın!" havasında... İhtiyarları bile plaj tenisi oynuyor. Otellerde ve diğer işyerlerinde, bizdeki gibi aşırı personel yok. Kaldığımız ve en az 200 kişi ağırlayan otelde, üç-dört eleman götürüyor işleri.Her biri birkaç işi birden görüyor.Böyle olunca kurumların yaşama şansı artıyor. Değil kavga dövüş; tartışma bile görünmüyor ortalıklarda.