Köylünün ihtiyacı olan ürünlere ulaşabileceği bir market, hemen yanında tren yoluna entegre edilmiş hububat siloları, soğuk hava depoları ve üretimin ihtiyaç duyduğu tesisler.
Kooperatifin yetkilisi, tercüman aracılığıyla sistemin nasıl işlediğini anlattı. Üreticinin ihtiyacı olan gübreden eldivene, tarım makinesinden çeşitli ekipmanlara kadar pek çok ürün kooperatif tarafından toplu olarak temin ediliyor; üretici bunları maliyetine yakın şartlarla alıyor ve bedelini hasat sonunda ödüyormuş. Daha önemlisi, çiftçinin ürettiği ürünler de kooperatif aracılığıyla toplanıyor ve aracıya ihtiyaç duyulmadan, doğrudan iç ve dış pazarlara ulaştırılıyormuş.
Herkesin pür dikkat dinlediği sunum sırasında içimizden biri kooperatifin kâr-zarar durumunu sordu. Aldığımız cevap oldukça ilginçti: “Zarar etmesi mümkün değil.” Arkasından bizim meşhur Türk zekâsı devreye girdi ve “Peki, bu kooperatif nasıl oluyor da kişilerin eline geçmeden yıllarca devam edebiliyor?” diye ilave etti.
Yetkili şaşkınlığını gizleyememişti. Onun açısından bu soru, çok gereksizdi. Çünkü sistem kişilere değil, kurumsal yapıya dayanıyordu. Tarafsız denetim mekanizmaları vardı. Sistemde bu güne kadar olumsuz bir durum yaşanmamıştı. Ancak bir açık oluşması veya kötü niyetli kişilerin ortaya çıkması halinde, devletin müdahalesiyle çözülür ve yönetim yeniden üreticilere bırakılırdı.
Sistemi kuranlar insanlara değil sistemin yapısına, adaletine ve kazan kazan modeline bağlılığına güveniyorlar, bunda da başarılı oluyorlardı.
Geziden döndükten sonra izlenimlerimi geniş çaplı komisyonculuk yapan bir arkadaşıma anlattım. Verdiği cevap hâlâ kulaklarımda; “Bu fikir hayata geçerse biz ne kazanacağız?”
İşte mesele tam da burada düğümleniyor.
Bir sistem kurulurken sadece bugünkü kazancı değil, toplumun tamamının uzun vadeli kazancını düşünmek zorundayız. Elbette ticaret yapan herkes kötü niyetli değildir. Dürüst ve işini hakkıyla yapan komisyoncularımız da vardır. Ancak üreticinin ürününü tarladan sofraya kadar uzanan zincirin her aşamasında başkalarının belirlediği şartlarla satmak zorunda kaldığı bir sistemin sürdürülebilir olmadığının sonuçları maalesef ortada.
Akşehir’in kirazı bunun en güzel örneklerinden biri.
Çiftçimiz kirazını yetiştiriyor, aylarca emek veriyor. Hasat zamanı geldiğinde, ürünün önemli bir bölümünü çok kısa bir süre içerisinde değerlendirmek zorunda kalıyor. Kirazın yaklaşık 15-20 günlük dönemde toplanması, sınıflandırılması, soğutulması, paketlenmesi ve pazarlanması gerekiyor. Bunu tek başına yapan bir çiftçi olabilir mi? Tabii ki hayır. Ama üreticiler bir araya gelse tablo değişmez mi? Tabii ki Evet tamamen değişir.
Şahısların inisiyatifine mahal vermeden kurulacak olan kooperatif sayesinde; gübre ve ilaçları toplu alabilir, tarım makinelerini ortak kullanıma sunabilir, üretim planlaması yapılabilir, modern soğuk hava depoları kurabilir, kirazı kalite ve boyutuna göre sınıflandırabilir, paketleme ve işleme tesisleri kurabilir, E-ticaret kanallarını kullanabilir, doğrudan ihracat bağlantıları kurabilir ve haliyle Akşehir kirazını çok daha güçlü bir marka haline getirilebilir. Ve böylece çiftçi yalnızca kirazını satan olmaktan çıkarak, kirazın oluşturduğu katma değerin de ortağı olmuş olur.
Çiftçiye her yıl destek vererek onu sürekli desteğe muhtaç hale getiren bir sistem sürdürülebilir değildir. Çiftçiye verilecek makul desteklerle birlikte asıl yapılması gereken, çiftçiye güç kazandıracak sistemlerin kurulması için öncülük ve denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Devlet; finansman, eğitim, teknoloji, altyapı ve hukuki destek sağlayabilir.
Üretici ise kooperatif çatısı altında birleşerek kendi ekonomik gücünü oluşturabilir.
Çünkü tek başına bir çiftçi küçük bir üreticidir. Bin çiftçi birleştiğinde ise büyük bir ekonomik güç ortaya çıkmış olur. Akşehir’in Doğu ve Batıyı birleştiren karayolu, tren yolu, sıcak suyu, kirazı, eriği, elması, domatesi, sütü, tahılı, meyvesi, sebzesi, hayvancılığı varda, var.
O halde neden; ürün bazlı, güçlü ve kurumsal üretici kooperatifler kurulmasın.
Yakın köyleri bir araya getirip ortak depolama, işleme, paketleme ve pazarlama tesisleri oluşturulmasın?
Üreticinin ihtiyacı olan gübreyi, ilacı, makineyi toplu alarak maliyetleri düşürülmesin?
Üreticinin ürününü hasat günü mecburen elinden çıkarmak zorunda kalmayacağı depolama sistemleri kurulmasın?
Evet bunun için samimi insanların bir araya gelmesi, devlet kurumlarının bilgi ve desteğinden yararlanılması ve en önemlisi, sistemi kişilere değil, kurallara ve kurumsal denetime bağlamak gerekiyor.
Çünkü kooperatifçilik, birkaç kişinin bir araya gelip tabela asmasından ibaret değildir. Şeffaflık ister, denetim ister, hesap verebilirlik ister, profesyonel yönetim ister ve en önemlisi, kişisel çıkarların değil ortak menfaatlerin korunmasını ister.
Çiftçimize yıllardır daha çok üret deniyor ama artık bunun tek başına yeterli olmadığını da görmemiz gerekiyor. Çiftçiye şunu söylemeliyiz. Birleş, örgütlen, planla, ürününü işle, markalaştır ve emeğinin karşılığını al. Çünkü ürünün gerçek değeri yalnızca tarlada oluşmuyor. Tarladan sofraya kadar uzanan zincirin tamamında oluşuyor. Eğer çiftçi bu zincirin yalnızca üretim aşamasında kalırsa, oluşan katma değerin büyük bölümünü başkaları paylaşır. Oysa üretici kooperatifleri sayesinde çiftçi; üretimin, depolamanın, işlemenin, paketlemenin ve pazarlamanın da ortağı olabilir. İşte o zaman üretici güçlenir, tüketici kazanır, köyler de canlanır. Gençler köyünde gelecek görür, üretim artar ve Akşehir’imizle birlikte ülkemiz de kazanır.
Avrupa’daki çiftçiler bizden daha akıllı, daha dürüst veya daha çalışkan oldukları için başarılı olmadılar. Onların asıl başarısı, kurallarını doğru koymaları ve sistemlerini kişilere değil kurumlara bağlamalarıdır. Usulsüzlüğün önüne geçecek denetim mekanizmalarını kurmuş olmalarıdır. Bizim de yapmamız gereken budur. Kişilere güvenmek yerine sisteme güveneceğimiz yapılar oluşturmalıyız.
İyi ve adil sistem, kötü niyetli insanların önünü keser.
Yakın tarihe kadar devletin ucuz kredilerini alıp başka alanlarda değerlendirmek, kolay kazanç peşinde koşmak veya üretmeden kazanmayı beklemek bazılarına cazip gelmiş olabilir. Deniz bitti, artık kolları sıvama zamanı geldi ve sürdürülebilir bir ekonomik düzen kurmak zorundayız.
Benim önerim, üreticiyi ve tüketiciyi kurtaracak sistemin adı, kooperatifleşmektir.
Akşehir’de üretici kooperatifçiliği konusunda geniş kapsamlı bir çalışma başlatılmalı. Çünkü kimse tek başına kurtulamayacak, birlikte hareket etmek zorundayız.
Çiftçiler, ziraat odaları, ticaret ve sanayi odası, belediye, üniversiteler, ilgili kamu kurumları ve iş dünyası bir araya gelmeli. Önce kirazdan başlanabilir. Sonra süt, tahıl, meyve, sebze ve hayvancılık alanlarına yayılabilir. Yakın köyler birleştirilebilir. Ürün bazlı kooperatifler kurulabilir. Depolama, işleme, paketleme ve pazarlama tesisleri oluşturulabilir. Bu sisteme devlette destek verebilir ama kooperatifin gerçek sahibi üreticiler olmalıdır. Belki birilerinin alıştığı komisyon geliri azalacaktır. Ama karşılığında binlerce Akşehirli üretici kazanacaksa, köylerimiz yeniden canlanacaksa, gençlerimiz toprağından kopmayacaksa ve tüketici daha uygun fiyatla kaliteli ürüne ulaşacaksa, bunun adı kayıp değil toplumsal kazançtır. Güçlü tarım sadece verimli toprakla olmaz, öznesi birlik beraberlik olan güçlü kooperatifler kurulmalı ve bu sayede büyük depolara sahip olan çiftçilerimiz pazarlamada da söz sahibi olacaklardır.
Üreticilerin emeklerinin karşılığını alabilecekleri adil bir sisteme kavuşmalıdır. Ve Akşehir bu konuda nüfuzunu, nüfusunu ve çevre ilçelerin ağabeyliğini kullanarak öncülük etmesinin zamanı çoktan gelmiştir.





