Bu nedenle bir hafta gecikmeli de olsa bugün Hıdrellez’in anlam ve önemine değinmek istedim. Haftada bir gün yazdığım için o gün ya da o haftaya gelen yazılar bazen sıkışabiliyor. Bir hafta önce ya da bir hafta sonra yazmak zorunda kalabiliyorum o yüzden gecikme için affola…
Çocukluğumda Hıdrellez demek, heyecan demekti.
Annem, ablalarım, annemin mahalle ve gün arkadaşlarından oluşan kalabalık bir grup halinde yürüyerek Tekke Köyü’ne giderdik. Yol yaklaşık iki kilometreydi ama o zamanlar bana çok uzun ve hiç bitmeyecekmiş gibi gelirdi. İlk durağımız İğdeli Dede Mezarlığı olurdu. Akşehir Çay Mahallesi, Boğaz Sokağı’nda, çaya paralel yolun kenarındaydı.
Bugün önü düzenli ve bakımlı. Ama benim hatırladığım eski bir taş duvar… Yarısı yıkık, mezar belli belirsiz görünen, yüksekçe bir yer. İçine hiç girmemiştik ama o taş duvar gözümün önünde hâlâ net.
O zamanlar ne yaptığımızı tam anlamazdım. Annemi ve büyüklerimi taklit ederdim. Yerden ince, düz bir taş alır; bir yüzüne tükürür, dileğimizi tutar ve mezarın duvarına yapıştırırdık. Düşmezse dilek kabul, düşerse nasip değil derdik. Çocuk aklı işte… Ama inanç tamdı.
Sonra uzun yürüyüşümüze devam eder, bugünkü Kent Ormanı girişinde bulunan Nimetullah Nahcivani Türbesi önüne gelirdik. Türbeye varmadan önce küçük bir şelale gibi akan suyun yanında mutlaka mola verirdik. Ayaklarımızı suya sokar, serinlerdik. O yıllarda ne cep telefonları vardı ne de her an fotoğraf çekme imkânı… O günlere ait bir kare hatırlamıyorum ama zihnimdeki hatıralar en net fotoğraflardan daha canlı. Artık o şelalenin önünde çok çok fotoğraf çekip sosyal medyada paylaşanları sıkça görebiliyorum. Bu da modern dünyanın nimetleri olsa gerek.
Türbenin önündeki ağaçlar adeta umutla süslenirdi. Dilekler tutulur, beyaz bezler bağlanırdı. Kimi ev isterdi, kimi araba… Kimi bir eş, kimi bir çocuk… Üniversite hayalleri, sağlık dilekleri, mutluluk duaları… Annemler taşlardan küçük ev ya da araba şekilleri yapardı. Evli olanlar çocuk için salıncak niyetine ip bağlardı.
Her yer taşlardan yapılmış resimlerle dolardı. 40 tanede küçük taş toplardık eve getirirdik. Seneye onları tekrar götürüp suya salardık.
Evden hazırlanan yemekler götürülür, piknik yapılırdı. Salıncak kurulur, biz çocuklar için bayram havası olurdu. Dilekler bazen akan suya bırakılır, dualarla uğurlanırdı.
Bugün dönüp bakınca insan düşünmeden edemiyor: O gün edilen duaların, tutulan dileklerin hayatımızdaki karşılığı mıydı yaşananlar? Elbette her şeyi buna bağlamak doğru değil. Ama kültürün, geleneğin, bir arada olmanın, umut etmenin insana iyi geldiği çok açık.
Umarım bu güzel gelenekler bizden sonrakilere de aktarılır. Onlar da çocukluklarına böyle temiz, umut dolu hatıralar eklerler.
Peki Hıdrellez nedir?
Hıdrellez; Anadolu, Orta Doğu ve Balkanlar’da baharın gelişini simgeleyen köklü bir bayramdır. 2017 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne de alınmıştır.
İnanışa göre Hızır (karada darda kalanlara yardım eden) ile İlyas (denizlerin koruyucusu) her yıl 6 Mayıs’ta yeryüzünde buluşur. Bu buluşma, kışın bitişini ve bereketli günlerin başlangıcını simgeler.
En bilinen gelenekler ise şunlardır:
• 5 Mayıs gecesi dilekler yazılır ya da şekil çizilerek gül ağacının altına bırakılır.
• Sabah erkenden dilekler alınır, suya bırakılır.
• Ateş yakılır, üzerinden atlanır; bunun hastalıklardan arındırdığına inanılır.
• Evler temizlenir; “Hızır temiz eve uğrar” denir.
• Piknikler yapılır, taze bahar otları toplanır.
• Bazı yörelerde “Hızır hakkı” niyetiyle yemekler yapılıp paylaşılır.
Özetle Hıdrellez; umuttur. Dayanışmadır. Bereket ve sağlık dileğidir.
Belki de en kıymetlisi, insanın içindeki umudu tazelemesidir.
Dileklerin kabul olduğu, gönüllerin huzur bulduğu nice baharlara…
Azıcık Geçmiş de olsa Hıdrellez Kültür ve Bahar Bayramımız Kutlu Olsun.
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle… Sağlıcakla kalın.





