Afetler çoğu zaman bize uzakta gibi gelir. Günlük hayatın telaşı içinde bu konuları konuşur, birkaç gün tartışır ve sonra yeniden gündemimizin arka sıralarına bırakırız. Oysa gerçek şu ki; afetler konuşulmadığında değil, hazırlık yapılmadığında daha yıkıcı olur.

Depremler, savaşlar, büyük yangınlar, kimyasal kazalar… Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan gelişmeler bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: İnsan hayatını korumanın en önemli yollarından biri de güvenli sığınma alanlarına sahip olmaktır.

Türkiye’de yıllardır yönetmeliklerde yer alan bir kavram var: sığınaklar. Özellikle belirli büyüklükteki binalarda sığınak yapılması gerektiği mevzuatta açıkça yazılı. Ancak uygulamaya baktığımızda çoğu zaman bu alanların ya hiç yapılmadığını ya da farklı amaçlarla kullanıldığını görüyoruz. Kimi yerde depo, kimi yerde kömürlük, kimi yerde ise tamamen unutulmuş boş bir alan…

Oysa sığınaklar yalnızca savaş senaryoları için düşünülmüş alanlar değildir. Büyük afetlerde, yangınlarda, kimyasal sızıntılarda ya da olağanüstü durumlarda insanların kısa süreliğine de olsa güvenli şekilde korunabileceği hayati alanlardır.

Bir şehirde yolların olması nasıl bir ihtiyaçsa, güvenli alanların varlığı da o kadar önemlidir. Çünkü afet anlarında ilk dakikalar çoğu zaman hayatla ölüm arasındaki ince çizgiyi belirler. İşte bu nedenle şehir planlamasında sığınaklar sadece bir formalite değil, doğrudan insan hayatını ilgilendiren bir güvenlik meselesidir.

Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Gerçekten zor bir gün geldiğinde sığınabileceğimiz güvenli alanlarımız var mı? Birçok kişi yaşadığı apartmanda sığınak olup olmadığını bile bilmiyor. Varsa nerede olduğunu, nasıl kullanılacağını, içinde hangi imkanların bulunduğunu çoğu zaman hiç düşünmüyoruz. Oysa afet bilinci dediğimiz şey tam da burada başlıyor: riskleri görmek, eksikleri fark etmek ve çözüm üretmek.

Sığınak konusu sadece devletin ya da belediyelerin sorumluluğu olarak da görülmemelidir. Apartman yönetimleri, site sakinleri ve toplum olarak hepimizin bu konuda farkındalık göstermesi gerekir. Çünkü afetler yaşandığında ilk yardımı çoğu zaman yine insanlar birbirine yapar.

Son yıllarda yaşadığımız büyük afetler bize önemli dersler verdi. Hazırlığın ne kadar kıymetli olduğunu, küçük önlemlerin bile hayat kurtarabildiğini acı tecrübelerle gördük. Bu nedenle afetlere hazırlık sadece ekipman almakla ya da eğitim vermekle sınırlı değildir. Aynı zamanda şehirlerimizi ve yaşam alanlarımızı daha güvenli hale getirmek anlamına gelir.

Belki de bugün yapmamız gereken en basit ama en önemli şey şu soruyu yeniden sormaktır:

Bir gün gerçekten gerekirse, sığınabileceğimiz bir yerimiz var mı?

Çünkü hazırlık korku üretmez.

Tam tersine, güven üretir.