Bu eserin üstünlüğü yalnızca konusunun büyüklüğünden kaynaklanmaz. Onu farklı ve öne çıkaran şey; tarihî gerçeği edebî bir bilinçle birleştirmesidir. Daha ilk paragrafında okuyucuya sıradan bir olay örgüsü değil, bir dönemin ruhunu sunar.

“….. AKŞEHİR’DEN DOĞAN ZAFER

Yıl: 1922, Yer: Akşehir.

20 Ağustos 1922… Öğleden sonra saat dörttü. Akşehir’de, Garp Cephesi Karargahı’nda bir sessizlik hâkim. O kadar ki herkes birbirinin nefesini duyuyor. Haritalar masalara serilmiş, gözler geleceğe çevrilmişti. Odaya giren Mustafa Kemal Paşa, derin bir nefes alarak karşısındaki ahşap masaya oturdu. Paşalarla yaptığı müzakerenin ardından kararlı bir ses tonuyla tarihe geçen o emrini verdi:

- 26 Ağustos sabahı taarruz başlayacaktır. ….”

Akşehir’in stratejik önemini, halkın fedakârlığını ve artık hayatta olmayan kahramanların sessiz tanıklığını bir araya getirir.

Bir eserin değeri bazen kurgu ustalığında, bazen dil işçiliğinde aranır. Ancak burada söz konusu olan metin, bunların ötesinde bir sorumluluk taşımaktadır: kaybolmaya yüz tutmuş bir hafızayı geleceğe aktarma sorumluluğu.

Anlatılan kişiler gerçektir. Yaşananlar gerçektir. O kahramanların tamamı artık aramızda değildir. Bu nedenle metin, yalnızca bir öykü değil; tarihî bir kayıt, kültürel bir emanet niteliğindedir. Üstelik çalışmanın TRT tarafından teşekkür belgesiyle takdir edilmiş olması, eserin ciddiyetini ve kamu yararı taşıyan yönünü de ortaya koymaktadır.

Böylesi bir metni diğer eserlerle aynı düzlemde değerlendirmek ne kadar mümkündür?Diğer öyküler kurgu olabilir. Hayal gücüyle inşa edilmiş olabilir. Bu doğaldır; edebiyatın doğasında vardır. Ancak bu eser, hayalin değil tarihin içinden konuşmaktadır. Bu yönüyle yalnızca estetik bir çaba değil; aynı zamanda tarihî bir bilinç çalışmasıdır.

Daha başlığıyla iddia koyan, ilk paragrafıyla dönemin atmosferini kuran ve son satırına kadar Millî Mücadele ruhunu taşıyan bir metin; elbette sıradan bir yarışma ölçüsüyle değerlendirildiğinde eksik anlaşılabilir. Çünkü bazı eserler okunarak değil, tarih bilgisi ve vicdan terazisiyle kavranır.

Yazarının duruşu da bu noktada önemlidir. Yerel hafızaya sahip çıkan, vefat etmiş kahramanların hatırasını diri tutan ve bir şehrin tarihî onurunu kaleme alan bir yazar, yalnızca bir öykü yazarı değildir; kültürel öncüdür. Diğer eser yazarlarından ayrıştığı nokta da tam buradadır: O, bir kurgu üretmekten ziyade bir mirası sahiplenmiştir.

Sonuç olarak bu eser; konusu, tarihî derinliği, ilk paragrafındaki vurucu atmosferi ve taşıdığı sorumluluk bakımından pek çok metnin önüne geçmektedir. Çünkü o yalnızca anlatmaz; yaşatır.

Ve bazı metinler vardır ki üstünlüğü tartışılmaz.
Çünkü onlar edebiyatın ötesinde bir anlam taşır.