Kullanılan kelimeler çok tanıdıktı. Sosyal medyada her gün karşımıza çıkan, kitaplarda altı çizilen, videolarda defalarca dinlediğimiz cümlelerdi. Hepimiz çok şey biliyorduk. Sonra sohbet bitti, herkes telefonuna döndü. Birbirimizi gerçekten dinleyip dinlemediğimizi ise kimse konuşmadı.
Belki de çağımızın en büyük yanılgısı burada başlıyor. Bilgiyi çoğaltınca hayatın da kolaylaşacağını sanıyoruz. Oysa bilgi ile farkındalık arasında, farkındalık ile yaşamak arasında uzun bir yol var. Bir cümleyi ezberlemek, onu hayatın içine taşıyabilmek anlamına gelmiyor.
Bugün neredeyse hepimiz "iletişim önemlidir" diyoruz. Ama en yakınımız konuşurken cevabı hazırlıyor, gerçekten dinlemiyoruz. "Anda kalmalıyız" diyoruz ama aynı sofrada oturan dört kişinin dördü de telefon ekranına bakıyor. "Kendini ihmal etme" diyoruz ama gün bitiyor, kendimize ayırdığımız beş dakika bile olmuyor. Bildiklerimizle yaşadıklarımız arasındaki mesafe, belki de hiç bu kadar açılmamıştı.
Sanırım sorun bilgi eksikliği değil. Sorun, bilginin bizi değiştireceğini sanmamız. Oysa değişim, bir cümleyi okumakla değil, o cümleye rağmen eski alışkanlığını fark edip başka bir seçim yapabildiğinde başlıyor.
Bir psikolog, bir yazar ya da bir konuşmacı sana çok doğru şeyler söyleyebilir. O sözler sana ilham da verebilir. Ama akşam eve döndüğünde, kapıyı kapatıp kendi sessizliğinle baş başa kaldığında, o bilgilerden hangisi senin hayatına gerçekten dokunuyorsa, işte sana ait olan yalnızca odur.
Albert Einstein'ın şu sözü aklıma geliyor: "Bilgi deneyimden gelir, geri kalan her şey sadece bilgidir." Belki de bu yüzden bazı insanlar az konuşur ama çok şey öğretir. Çünkü söylediklerini önce yaşamışlardır.
Hayatın bize verdiği en büyük dersler çoğu zaman bir kitabın satırlarında değil, beklemediğimiz bir vedada, uzun süren bir sessizlikte, kırıldığımız bir dostlukta ya da yeniden ayağa kalkmak zorunda kaldığımız bir sabahın içinde saklıdır. O anlarda ezberlediğimiz cümleler değil, gerçekten içselleştirdiklerimiz bize yol gösterir.
Belki de bundan sonra kendimize daha farklı bir soru sormalıyız. Bugün kaç yeni bilgi öğrendiğimizi değil…
Bildiklerimizden kaçını gerçekten yaşayabildik?
Çünkü hayat, çok bilenleri değil; bildiğini hayatına katabilenleri sessizce dönüştürüyor.





