Bu hafta başında Milliyet Gazetesinde “İsrail basını Beylikova projesini yazdı! ‘Çin’e meydan okuyacak hamle ile Türkiye küresel güç olma yolunda’” başlığı ile bir haber yer aldı. Bunu okuduktan sonra aklıma bir sürü soru geldi ve beni düşünmeye sevk etti. Bu haftaki yazımı bu konu üzerine yazmaya ve gelişmeleri kendi gözümden sizlere aktarmaya karar verdim.
Peki bu haber neydi? Basında nasıl yankı buldu? Ona bakalım şimdide birlikte ne dersiniz?
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar geçtiğimiz günlerde Beylikova projesiyle ilgili dikkat çekici bir açıklama yaptı:
“Beylikova, bütün dünyanın gözünün üstünde olduğu bir proje. Nadir toprak elementlerinde dünyada ilk 5’e girme hedefimiz var.” Dedi.
Bu açıklamanın ardından, İsrail merkezli Maariv tarafından yayımlanan ve Milliyet’in de aktardığı haberde, Türkiye’nin Beylikova’daki nadir toprak elementi projesine yaptığı 600 milyon dolarlık yatırımın Tel Aviv’de dikkatle takip edildiği belirtildi. Haberde, Türkiye’nin bu hamleyle Çin’e alternatif bir üretim merkezi olabileceği ve söz konusu rezervi stratejik koz olarak kullanabileceği yorumlarına yer verildi. TEL AVİV’DE BEYLİKOVA ENDİŞESİ: TÜRKİYE EN BÜYÜK 5 ÜRETİCİ ARASINA GİRECEK başlıkları ile yer aldı.
Aslında, Beylikova yeni keşfedilmiş bir alan değil; bölgede nadir toprak/mineralizasyon çalışmaları yıllardır yapılıyor. Kamuoyuna “çok büyük rezerv” olarak duyurulması ise 2022 civarında olmuştu.
Her ne kadar yabancı basında Türkiye’nin enerji ve savunma alanındaki hamleleri zaman zaman değerlendirilse de, İsrail medyasının Beylikova projesini bu denli dikkat çekici başlıklarla gündeme taşıması doğal olarak akılara yeni soru işaretleri getiriyor değil mi?
Neden özellikle bu proje?
Neden şimdi?
Henüz tam ölçekli üretim aşamasına geçmemiş bir yatırım neden uluslararası basında özellikle İSRAİL basınında bu ölçüde yankı buluyor?
Acaba, “Rezerv büyük” haberleri ile İsrail basını enerji bağımlılığı ve hızla tırmanan enerji yarışında Türkiye’yi, Çin’e alternatif göstererek hedef haline mi getirmeye çalışıyor?
Açıkçası bu sorular zihnimde dolaşmaya ve karşılık bulmaya başladı. Bu nedenle bu haftaki yazımda yalnızca haberleri aktarmakla yetinmek istemedim; meselenin arka planını, potansiyelini ve risklerini birlikte değerlendirmek istedim.
Sizce de Asıl Mesele Rezervin Büyüklüğü mü?, Yoksa Onun Nasıl Değerlendirileceği mi?
Beylikova’daki rezerv kuşkusuz çok önemli. 694 milyon ton kaynaktan bahsediliyor ve burası dünyanın en büyük nadir toprak yataklarından biri olarak gösteriliyor. Fakat maalesef bizim için bu rezerv büyüklüğü, hemen kullanılabilir ekonomik değer anlamına gelmiyor.
Bahsi geçen Nadir toprak elementleri; savunma sanayiinden elektronik üretimine, elektrikli araçlardan rüzgâr türbinlerine, radar sistemlerinden yüksek güçlü mıknatıslara kadar birçok stratejik alanda kullanılıyor.
Bu yönüyle Beylikova, yalnızca ekonomik değil, jeopolitik açıdan da dikkat çekici bir potansiyele sahip. Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu:
Türkiye bu rezervi gerçekten stratejik güce dönüştürebilecek mi?
Türkiye’nin rezervi stratejik olabilir, ama stratejik güce dönüşmesi için madenin işlenebilir, ekonomik ve ölçekli üretime hazır hale gelmesi gerekiyor. Cevheri çıkarmak kolay, ama saflaştırmak zor. Nadir toprak elementleri genelde karışık halde bulunuyor. Bunları ayrıştırmak için: çok gelişmiş kimyasal prosesler, yüksek teknoloji tesisler, ciddi çevresel güvenlik altyapısı gerekiyor. Bu iş, demir/altın çıkarmaktan daha karmaşık.
Çünkü tarih bize defalarca şunu göstermiştir: Maden bulmak başka şey, o madeni değere dönüştürmek bambaşka şey.
Neden mi?
Hemen aklınıza Bor Madeni geliyor değil mi? Benim de ilk aklıma bu gelmişti. Ülkemiz benzer heyecanları daha önce de yaşadı.
Türkiye, dünyanın en büyük Bor mineralleri rezervlerinden birine sahip olduğunda kamuoyunda büyük beklentiler oluşmuştu.
“Bor ile çağ atlayacağız” denildi. “Ekonomik devrim başlayacak” yorumları yapıldı.
Elbette bor bugün Türkiye’ye önemli gelir sağlayan stratejik bir kaynak. Ülkemizin en güçlü olduğu stratejik madenlerinden biri. Ancak o dönem oluşturulan büyük toplumsal beklentinin tamamı karşılanabildi mi?
Cevap net aslında; Hayır.
Dünya bor rezervlerinin çok büyük kısmı Türkiye’de. Uzun süre daha çok: rafine bor ürünleri, bor kimyasalları, endüstriyel girdiler şeklinde satıldı. Yani tamamen ham taş olarak satılmıyor, ama: En yüksek katma değerli nihai ürünlerde (ileri malzemeler, batarya teknolojileri, özel alaşımlar vs.) istenen seviyede değil hala.
Çünkü rezerv sahibi olmak ile sanayi devi olmak aynı şey değil.
Eğer siz: ham maddeyi işleyemiyor, ileri teknoloji ürüne dönüştüremiyor, küresel değer zincirinin üst basamaklarına çıkamıyorsanız, yer altındaki zenginliğiniz başkalarının sanayisini besleyen bir kaynağa dönüşür açıkçası. “Çıkar, konsantre et, ucuz fiyatlara Ham/yarı işlenmiş olarak sat, başkası yüksek teknoloji ürüne dönüştürsün sonra yüksek fiyatlarla tekrar size satsın” döngüsünden öteye geçemez bence.
Aslında bu model sadece Türkiye’ye özgü değil; birçok kaynak ülkesinde durum böyle maalesef.
Peki, Neden BOR haberleri kesildi?
Çünkü: Bor sürekli üretilen bir sektör oldu, “yeni keşif” heyecanı bitti. İlk yıllardaki “borla uçacağız” tarzı abartılı beklentiler gerçekçi çıkmadı. Bor çok değerli ama “petrol gibi mucize gelir” sağlamıyor.
Umarım Beylikova’daki Nadir toprak elementlerinin gelişimi ve değerlendirilmesi de böyle olmaz.
Bütün bu yazdıklarımdan sonra bu bahsi geçen Nadir toprak elementlerinin neler olduğunu ve neden bu kadar önemli olduğunu sizde merek ettiniz şimdi değil mi?
Projeye göre değişiklik gösterse de “7 kritik maden” ifadesi medyada farklı şekillerde de kullanılsa da bahsi geçen madenler:
Neodimyum, Praseodimyum, Disprosyum, Terbiyum, Lantan, Seryum, İtriyum