Yazının devamı niteliğindeki bu ikinci kısımda, özellikle son dönemde, ülkemizin kurucu liderinin gençlere verdiği değerin yanından bile neden geçemediğimizi, bugünün Türkiye’sinde gençlerimizin durumu, biz yetişkin ya da otorite sahibi kişilerin genç nesiller için ne yaptığı/yapamadığı/yapması gerektiği gibi teoriden ziyade pratik/günlük yaşamda neler oluyor/olmalı konularına değineceğim.

İlk yazıda gençlerimize vazife/vasiyet gibi gördüğüm Mustafa Kemal’in veciz sözlerinin peşinden, gençlerimiz dönüp bizlere şu soruyu sorabilirler. Siz yetişkinler yada otorite dediğimiz güç odakları, gençler için ne yapıyor ya da onlara bu vazifelerini yerine getirmeleri adına ne tarz bir ön açıcılık sergiliyorsunuz diyebilirler haklı olarak. Evet bu soru ülkemizde cevaba muhtaç olmakla birlikte gençlerimizin de kendi gelişimlerini ve ülkede beğenmedikleri gidişatı değiştirme anlamında ne tarz bir aksiyon aldıkları sorusu hemen peşinden sorulabilir. Aslına bakarsanız her iki tarafta her olayda olduğu üzere, yaptıkları/yapamadıkları/yapmadıkları için sorumlu tutulabilirler.

Bu sorgulamada ilk başta, gençlerimizin, ülke insanından ve icraatın başındaki otoriteden kendileri için neden yeteri kadar talepkâr olmadıklarına değineceğim. Zira aklımızı önümüze aldığımız her ortamda; yani bilimi, fenni ön plana alan toplumlarda elbette otoriter zihniyetten beklemek yerine insanların kendileri çalışıp/çabalayarak haklarını almaları/istemeleri olağandır. Ama bizim gibi maalesef otoritenin baskın olduğu ülkelerde, vatandaş/yurttaş/genç, kendisi ile ilgili hakların iyileştirilmesini birbaşına oturur “devlet baba” dan yani otoriteden bekler. Oysa vatandaş/yurttaş/genç istediği yaşam şartları için bir nebze talepkâr olsa, onun için mücadele verse, otoritede yada yönetim erki de katı tutumundan geri adım atmak zorunda kalacaktır. Elbette bu söylemin, demokrasinin yerleştiği kültürler için geçerli olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Zira ülkemizdeki otoriter gücün, gençlerin istek ve arzularına, yer yer hiç de demokratik davranmadığı bilinen bir gerçek.

Değinmeye çalıştığım konuyu reel hayata indirgeyecek olursak da elbette gençlerimizde/ yetişkinlerimiz de bu konularda üstüne düşenleri yaptığı oranda, gençler soluk alabilir, daha rahat yaşam koşullarında ülkeleri için ve kendileri için kararlar alabilir ve bu kararları yaşamlarına uygulayabilirler. Genç nesillerimizin; ülkenin yaşamında, politik kararlarında etkili olabilmeleri için stk'lar dan tutun tüm bu oluşumlar içinde siyasi partiler de dahil etkin katılımları gerektirdiği gibi, biz yetişkinlerinde onların bu görevlerde yer almalarını teşvik etmemiz gerekir. Ülkemizin her türlü siyasi ya da sivil oluşumu içinde, gençlere bugünkünden çok daha fazla söz hakkı verilmesi ve onların da bu görevlere daha fazla talepkâr olmaları halinde genç nesillerin, çok daha fazla söz sahibi olmalarının önü açılacaktır. İcraatın/uygulamanın başında daha fazla gencin olması takdir edileceği üzere, onların arzu ve isteklerini kendi leyhlerine çevirmelerine yol açacaktır.

Görüldüğü üzere karşılıklı saygı ve demokrasinin olduğu ortamlar, kendiliğinden bir çok sorunun çözümünü sağlanacaktır. Yeterki toplum bu olgunluğa ulaşmış olsun ve bunu icraatta göstersin. Ancak o durumda ülkeler; genç beyinlerin, yenilikçi fikirlerinden/enerjilerinden istifade ederek beslenir ve doğru yolu bulurlar.

İçinde bulunduğumuz “Gençlik Haftası” ekseninde gençlerimizin hafta boyunca istek ve arzularının dinlenmesinin ötesinde reel anlamda onların hayatın içine daha fazla karışmalarını sağlamak ülke insanı olarak hepimizin görevi. O sebeple bu tarz tarihi anların hepimize bu fırsatı verdiğini düşünüyorum. 19 Mayıs 1919'da Samsun'da umutsuz gibi görünen bir dönemde başlayan hareket, nasıl hepimizin geleceğini kurguladıysa bugün de ihtiyacımız olan şey; bir başına teknolojik, ekonomik büyümeden ziyade daha adil daha sürdürülebilir bir gelecekten yana olmak ve bu oluşum içinde hayatın her alanında gençlerimizin önünü açıcı hareketler içinde olmamızdan geçiyor.

(*) Bu yazı ilk yazının yazıldığı 15 Mayıs günü yazılmıştır. Ancak size ulaşması bu tarihleri bulabildi. Takdir edersiniz ki ülke gündeminde her an, her dakika farklı konular yer almakta. O sebeple yazının size daha fazla gecikmeden ulaşmasını istedim ki gündemde olan diğer konulara yer açılabilsin. Bu arada yazının içeriğinde değindiğim, gençlerin kararlı tutumu ve direnci karşısında otoritenin de aldığı olumsuz kararlardan dönmek zorunda kaldığının çarpıcı bir örneğini yaşamış olduk. Bilgi Üniversitesinin kapatılma kararı, otorite tarafından geri çekildi. Elbette yanlış karardan dönülmesi, gençlerimiz adına hepimizi son derece sevindirmiştir.

Sonuç: Ülkemizi ilgilendiren her konuda olduğu gibi, gençliği ilgilendiren her konuda da ayrım yapmaksızın toplumumuzun her kesiminden ve her yaştan insanın sorumluluğu olduğunu hiçbir zaman unutmayalım.