Tahmin edebileceğiniz gibi günün anlamına uygun olarak bende bugünkü yazımı, bu konuya ayırdım. Gün itibariyle bizim kuşakların bakışlarıda, hiç kuşkusuz gençlerimize yoğunlaşmış durumda. Anlayacağınız bu yazıda, başlıkta görüldüğü üzere Mustafa Kemal Atatürk imzalı bu veciz sözün açılımını ve konu hakkında benim düşüncelerimi bulacaksınız.
Kendi düşüncelerime geçmeden önce, Mustafa Kemal’in bu veciz sözü hakkında sizlere önemli bilgiler vermek isterim.
Sözün tarihi bağlamı,
● İlk söylenişi (1919): Atatürk, 1919 yılında Mazhar Müfit Kansu ile paylaştığı notlarda ve Milli Mücadele'yi başlatmak üzere Samsun'a çıktığı dönemde Türk gençliğinin enerjisine ve vatan sevgisine olan inancını bu sözle kayda geçirmiştir.
● Tarsus konuşması (18 Mart 1923): Atatürk, Tarsus Gençlik Yurdu'nda gençlere hitaben yaptığı ünlü konuşmada bu düşüncesini daha geniş bir içerikle yinelemiş ve yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini genç kuşakların aydın çabalarına emanet ettiğini belirtmiştir.
● Nutuk ve Gençliğe Hitabe (1927): 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde TBMM'de okuduğu, Türk gençliğine ülkeyi emanet eden "Gençliğe Hitabe" metninin de felsefi temelini ve çıkış noktasını yine bu inanç oluşturmaktadır.
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eseri olan Nutuk'un (Büyük Söylev) kapanış ve taçlandırma bölümüdür. Atatürk, 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında TBMM'de 36,5 saat süren tarihi konuşmasının son günü olan 20 Ekim 1927'de bu hitabeyi okumuştur.
Hitabe, Türk istiklal ve cumhuriyetini sonsuza kadar koruma görevini doğrudan Türk gençliğine emanet eden tarihi bir vasiyettir.
Metnin tamamı ise şu şekildedir,
Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakrü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Gençliğe hitabenin tarihi ve edebi önemine gelirsek,
● Cumhuriyetin Sigortası: Atatürk, kurduğu devleti siyasetçilere veya kurumlara değil, statüko ve kişisel çıkarlardan uzak gördüğü gençliğe emanet etmiştir.
● Geleceği Öngörme: Metin, bir ülkenin düşebileceği en zor şartları (ekonomik çöküş, yönetimsel hatalar, dış müdahaleler) sıralayarak her zaman hazırlıklı olunması gerektiğini anlatır.
● Retorik Gücü: Türk edebiyatı ve hitabet sanatının en güçlü, en etkileyici ve zamansız örneklerinden biri kabul edilir.
Görüldüğü üzere Mustafa Kemal Atatürk’ün 99 yıl önce “Ey Türk gençliği” diye başladığı, adeta zamanı delerek günümüze ulaşan bu veciz sözleri, ülkemiz gençlerinin, hemen her dönem önlerini aydınlatmaya ve yol göstermeye devam edecektir. Hele de içinde bulunduğumuz coğrafyada/günümüz dünyasının emperyalist/savaşçı/işgalci ülkelerinin tutumları karşısında, “Gençliğe Hitabe” de verilen mesajlara daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor. Dolayısıyla dünyanın sürüklendiği bu kaotik ortamda gençlerimizin, kendilerine emanet edilen ülkemizin birliğini ilgilendiren tüm bu değerleri içselleştirmeleri yanında, güncel hayatlarında da bu değerlerden ödün vermemeleri gerekiyor. Ancak o durumda Mustafa Kemal’in vasiyetine sahip çıkarak, ülkemizin önüne çıkarılan engelleri bertaraf edebilirler/edebiliriz.
Mesleğe ilk adımımı attığım 1987 yılında bende bu ülkenin yetiştirdiği bir gençtim. Yıllar içinde emekli olup kendimi sektör dışında meşguliyetlere verene kadar mesleki anlamda yüzlerce genç insanla çalışma fırsatım oldu. Emekli olduktan sonrada kendimi sürekli yenileme adına içinde bulunduğum ortamlarda hep genç insanlarımızla omuz omuza, dirsek dirseğe bulundum. Demem o ki neredeyse bugüne kadar geçen bu 39 yıl zarfında daima onların enerjisinden, düşüncelerinden, davranış biçimlerinden etkilendim, onlardan öğrendim ve onlara güvenim bir kat daha arttı. Yalnız geçen bu önemli süreç içinde bu konuda gözlemlerim şu ki toplum olarak, yukarıda felsefesini açıklamaya çalıştığım Mustafa Kemal’in felsefesinin yakınından bile geçemediğimizi de üzülerek gördüm. Bu neden böyle oldu/oluyorun analizini ve bu konudaki çözüm önerilerimi ise bu yazıyı çok uzatmama adına yazının devamına bırakmayı uygun buluyorum.
Sonuç: Gençlerimizin, Mustafa Kemal’in vasiyetinde değindiği/dikkat çektiği tüm hususları yerine getireceklerini ve kendilerine armağan edilen bu güzel bayramı bu düşünceler ışığında/idraki içinde kutlayacaklarını umuyorum. Gençlerimizin bayramını kutluyorum.





