Bir duman tüterdi bu geminin bacasından, bir duman…

Duman değildi bu, memleketin uçup giden refahıydı.”

Bu hafta ki yazıma; Cahit Külebi’nin “Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda” şiirinden bu dizelerle başlamak istedim.

Neden mi?

Çünkü 19 Mayıs’ın ruhunu en yalın ve en etkileyici anlatan satırlardan birisi bu bana göre. 19 Mayıs 1919 sadece bir tarih değil, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun ilk adımıdır.

Ülkemizde 19–25 Mayıs tarihleri arası “Gençlik Haftası” olarak kutlanıyor.

19 Mayıs denince aklıma hemen gençlik yıllarım geliyor. Ortaokul ve lise yıllarımda, Nasreddin Hoca Stadyumu’nda yapılan törenler…

Atatürk Ortaokulu’nda okuduğum yıllarda bütün okul tribünleri doldururduk. Günler öncesinden provalar başlardı. Ellerimize kartlar ve renkli flamalar verilirdi. Bir öğretmenimiz mikrofondan numaralar söyler, biz de elimizdeki karta göre flama renklerini kaldırırdık.

Karşıdan bakıldığında bayraklar, Atatürk siluetleri, yazılar ortaya çıkardı. Biz içeriden tam göremesek de dışarıdan izleyenler için görsel bir şölen olurdu.

Sonra lise yıllarım… Akşehir Lisesi… Bu kez tribünde değil, çimlerin üzerindeydik. Farklı kıyafetlerle çeşitli gösteriler yapardık. Günlerce prova… Bazen yağmur, bazen serin hava… Kısa kollu kıyafetlerle hafif üşürdük ama müzik başlayınca her şey unutulurdu.

Evimiz stadyumun hemen karşısındaydı. Balkondan annemi, kardeşlerimi beni izlerken görmek benim için ayrı bir heyecandı. Gösteri aralarında farklı okullardan gelen öğrencilerle tanışır, kaynaşır, çocukça oyunlar oynardık.

“Uzun Eşek” ise hiç unutamadığım oyunların başında gelir… Rakip takım arkadaşlarımız art arda eğilerek bir “eşek” oluşturur, biz de sırayla koşup onların sırtına zıplardık. Amaç, karşı tarafı yere çöktürmekti. Genelde en sona ben kalırdım. En zayıf görünenin üzerine, en yukarıdan ve en uzağa atlamaya çalışırdım. Başarılı olduğumda etraftan coşkulu bir alkış kopar, o alkış bizi daha da motive ederdi.

Yorucuydu… ama bir o kadar da unutulmazdı. Geride şimdi sadece güzel hatıralar ve içimizi ısıtan bir tebessüm kaldı.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, o anların kıymetini daha iyi anlıyorum. O coşku, o birlik duygusu aslında 19 Mayıs’ın ruhuydu.

19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal Atatürk’ün Bandırma Vapuru ile Samsun’a ayak bastığı gündür.

Bu tarih:

Kurtuluş Savaşı’nın fiilen başladığı andır.

Amasya, Erzurum ve Sivas kongrelerine giden sürecin ilk adımıdır.

Esareti kabul etmeyen bir milletin kaderini kendi eline alışıdır.

Bandırma Vapuru eski ve yorgun bir gemiydi. Yolculuk riskliydi. İstanbul işgal altındaydı. Ama o adım atıldı. Çünkü inanç vardı.

Atatürk bu günü gençlere armağan etti. Çünkü gençliği, Cumhuriyet’in en büyük teminatı olarak görüyordu.

“Fikri hür, vicdanı hür” nesiller…

Gençliğe Hitabe’de söylediği gibi; şartlar ne kadar ağır olursa olsun, “muhtaç olunan kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.”

19–25 Mayıs tarihleri arasındaki Gençlik Haftası da bu ruhu canlı tutmak içindir. Spor etkinlikleri, kültürel faaliyetler, yürüyüşler, törenler… Hepsi zinde, bilinçli ve güçlü bir toplum idealinin parçasıdır.

Çünkü Atatürk’ün dediği gibi: “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”

Küçük ama anlamlı bir detay daha…

Atatürk’ün doğum günü tam olarak bilinmez. Kendisine sorulduğunda “Neden 19 Mayıs olmasın?” diyerek bu tarihi kabul etmiştir.

Yani 19 Mayıs; sadece bir kurtuluşun başlangıcı değil, bir liderin ve bir milletin yeniden doğuşudur.

Bugün bizlere düşen; o ruhu unutmamak. Gençlerimize güvenmek. Onların hayallerini küçümsememek.

Çünkü bir milletin yarını, gençliğinin omuzlarında yükselir.

Lütfen unutmayalım; 19 Mayıs ruhu; cesarettir, inançtır, umuttur.

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle.

Sağlıcakla kalın.

Saygılarımla,

Tolga Yuvalı

Sizden birisi