Önceki gün, 24 Ağustos Bulvarı üzerinde yürürken, bir ambulansın sirenini duydum. Ancak şahit olduğum manzara, içimde hem şaşkınlık hem de hüzün bıraktı. Ambulans, hayat kurtarmak için ilerlemeye çalışırken, trafik sıkışıklığı ve bazı sürücülerin bilinçsiz direnci karşısında adeta durmak zorunda kaldı.

İnsanlar ambulansa yol vermekte direniyordu. Peki, bu direnç neden? Aceleyle işe gitmek, dikkatsizlik ya da basit bir umursamazlık mı? Belki de insanlar, kendi hayatlarının aciliyetini diğerlerinin hayatı kadar değerli görmüyor. Oysa ambulans, içinde bir insanın yaşam mücadelesini taşıyor olabilir. Her gecikme, bir nefesin kaybı anlamına gelebilir.

İronik olan şu: Yol vermeyen sürücüler, belki de kendi yakını acil bir durumda ambulansa ihtiyaç duyduğunda aynı davranışı sergilemeyeceklerini düşünüyorlar. Ancak hayat çoğu zaman bizi beklemez. O ambulansın içinde bir aile üyesi, bir arkadaş ya da tanımadığımız bir insan olabilir. Her siren, sadece bir gürültü değil; bir canın çaresiz çığlığıdır.

Toplum olarak trafik kurallarını sadece bir formalite olarak değil, bir yaşam güvence mekanizması olarak görmemiz gerekiyor. Ambulansa yol vermek, sadece kanunlara uymak değil; aynı zamanda insan olmanın, empati kurabilmenin bir göstergesidir.

Bugün yol vermeyenler, yarın aynı durumda kendilerinin veya sevdiklerinin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlamalı. Bir siren çaldığında duraklamak, belki de bir hayat kurtarmak demektir. Küçük bir jest, büyük bir fark yaratabilir.

Hayat, bazen saniyelerle ölçülür. Ambulans sirenini duyduğunuzda, bir an durup düşünün: O an vereceğiniz yol, bir insanın hayatına uzanacak bir el olabilir.