Akşehir Belediyesi'nin yıllardır sürdürdüğü Altın Eşek Ödülü de bu yönüyle sıradan bir ödül değildir. Nasreddin Hoca'nın mizah anlayışından beslenen bu gelenek, aslında kentin kültürüne, sanatına, düşünce hayatına ve toplumsal belleğine katkı sunan isimlere duyulan saygının sembolüdür. Bu nedenle ödülün gerçek değeri, popüler olana değil, kalıcı iz bırakana verilmesiyle ortaya çıkar.
Peki, bir insanı böyle bir ödüle gerçekten layık kılan nedir?
Bir şehri yalnızca belediye hizmetleri, yolları, parkları ya da yeni yapılan binaları tanımlamaz. Bunlar zaman içinde değişir. Ancak bir kentin hafızası kolay oluşmaz. O hafızayı; yaşayanları dinleyen, geçmişini araştıran, bugününü kayıt altına alan ve geleceğe aktaran insanlar inşa eder.
Her şehirde böyle insanlar vardır. Sessizdirler. Çok görünmezler. Büyük iddialar ortaya koymazlar. Ama yıllar boyunca aynı kente bakar, aynı sokaklarda yürür, aynı insanların hikâyelerini dinler ve bütün bunları sabırla yazıya dökerler. Bir bakıma, şehrin vicdanı olurlar.
Bugün Akşehir'in yakın geçmişine dönüp bakıldığında, gündelik yaşamdan kültürel değişime, unutulmaya yüz tutmuş hatıralardan tarihî olaylara kadar uzanan geniş bir arşivin oluştuğu görülüyor. Bu arşiv kendiliğinden meydana gelmedi. Yıllar boyunca düzenli bir emeğin, dikkatli gözlemlerin ve bitmeyen bir araştırma merakının ürünü olarak ortaya çıktı.
Özellikle Milli Mücadele yıllarına ilişkin yerel çalışmalar, Akşehir'in Kurtuluş Savaşı içindeki konumu, Atatürk'ün bu şehirle kurduğu tarihî bağ ve kentin kültürel mirası üzerine kaleme alınan yazılar, yalnızca gazete sütunlarında kalmış günlük metinler değildir. Bunlar aynı zamanda gelecek kuşakların başvurabileceği yerel tarih belgeleri niteliğindedir.
Böylesi bir emeğin değeri çoğu zaman yıllar geçtikten sonra anlaşılır. Çünkü şehirlerin hafızası, günübirlik haberlerle değil; uzun yıllara yayılan istikrarlı çalışmalarla oluşur.
Ne yazık ki toplum olarak çoğu zaman gözümüzün önündeki değeri görmekte gecikiriz. Emek verenleri, araştıranları, yazanları ve kültürel mirasa katkı sunanları ancak yıllar sonra fark ederiz. Oysa gerçek vefa, insanların ardından güzel sözler söylemek değil; emeklerini yaşarken takdir edebilmektir.
İşte tam da bu noktada Altın Eşek Ödülü'nün taşıdığı anlam yeniden hatırlanmalıdır.
Bu ödül, yalnızca bir başarı belgesi değildir. Aynı zamanda Akşehir'e gönül verenlere, bu kentin kültürel hafızasını koruyanlara ve yıllarını bu şehrin hikâyesini anlatmaya adayanlara verilen bir teşekkürdür.
Düşünün...
Yaklaşık kırk yıla yaklaşan bir süre boyunca aynı kenti yazan, değişimini izleyen, insanlarını anlatan, tarihini araştıran, geçmişi bugüne taşıyan ve bütün bunları kişisel bir sorumluluk duygusuyla sürdüren bir emeğin karşılığı yalnızca okurların takdiri midir?
Yoksa böyle bir emek, yaşadığı şehrin en anlamlı kültür ödüllerinden biriyle taçlandırılmayı da hak eder mi?
Sanırım cevap çok uzakta değil.
Çünkü bazı insanlar şehirlerini yalnızca sevmez; onları kayıt altına alırlar. Bazıları yalnızca yaşadığı kenti anlatmaz; ona hafıza kazandırır. Bazıları ise herhangi bir karşılık beklemeden, yıllar boyunca aynı sorumlulukla yazmaya devam eder.
İşte Altın Eşek Ödülü'nün gerçek ruhu da tam burada gizlidir. Bu ödül, alkışın peşinden koşanları değil; geride kalıcı bir iz bırakanları onurlandırdığında anlamını bulur.





