Bu gülüş bazen dersin içinde, bazen insanın kendi başına kaldığı bir anda fark edilen bir hakikatte kendini gösterir. Güldürür ama boşuna değil. Düşündürür ama incitmeden. İşte bu yüzden Nasreddin Hoca sadece bir mizah ustası değil; bir halk filozofudur.

Ama bugün dürüstçe sormalıyız: Akşehir hâlâ o gülüşü taşıyor mu?

Bir zamanlar bu şehir, yaşayan kültürüyle de anılırdı. Nasreddin Hoca Şenlikleri bunun en güzel örneğiydi. Özellikle Mizah Öyküsü Yarışmaları… Kalemlerin konuştuğu, sözün değer kazandığı günler. Gençler yazardı, ustalar okur ve değerlendirirdi. İnsanlar gülerken düşünür, geleceğin yazarları kendilerini gösterirdi.

Otuz yıl kadar önce bu yarışmalar sayesinde Muzaffer İzgü ve Aziz Nesin ile tanışma fırsatım olmuş, onlarla sohbet etme şansı bulmuştum. Bu yarışmalar sadece etkinlik değil, bir kültürün canlı hâliydi. Akşehir’in kendini anlattığı, hatırlattığı bir hafızaydı.

Bugün ise o ses yok. O heyecan yok. Sanki şehrin sesi kısılmış…

Oysa miras hâlâ burada. Akıl, sağduyu ve hoşgörü mirası…

Akşehir’in yeniden gülmeye, birlikte üretmeye ve düşünmeye ihtiyacı var. Mizah Öyküsü Yarışmaları yeniden yapılmalı. Çünkü bu sadece bir yarışma değil; bir kültürün yeniden nefes almasıdır. Genç kalemlerin cesaret bulmasıdır. Şehrin kendine yeniden inanmasıdır.

Akşehir sadece binalardan ibaret değildir. Hikâyeleriyle, insanıyla ve ürettikleriyle yaşar.

Şehri ayakta tutacak olan, işte o gülüştür.

Kalemler yeniden konuşsun. Öyküler yeniden buluşsun. İnsanlar tebessümde birleşsin.

Bazen bir şehri canlandırmak için büyük projelere gerek yoktur.
Bazen sadece bir gülüş yeter.

Ve o gülüş hâlâ Akşehir’de saklıdır.