Bu söz ilk duyulduğunda teknik bir yönetim kavramı gibi algılanabilir. Ancak biraz derinlemesine düşündüğümüzde bunun yalnızca işletmeler için değil, şehirler, kurumlar ve hatta bireyler için de geçerli bir hayat prensibi olduğunu görürüz.

Aslında bu cümle bize çok basit bir gerçeği hatırlatmaktadır:

Nereye gittiğini bilmeyen, oraya ulaşıp ulaşmadığını da bilemez.

Başarısını ölçemeyen, başarısızlığını da fark edemez.

Sorunlarını rakamlara dökemeyen, çözümlerini de üretemez.

Bu nedenle ölçmek; yönetmenin başlangıç noktasıdır.

Tam da burada kültürümüzün ve inancımızın bize asırlar önce öğrettiği başka bir prensip devreye girer.

Bir bedevi devesini serbest bırakıp tevekkül ettiğini söylediğinde Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurmuştur:

"Onu bağla da öyle tevekkül et."

Bu hadis-i şerif sadece dini bir öğüt değildir.

Aynı zamanda yönetim, planlama ve sorumluluk anlayışının özüdür.

Önce tedbir.

Önce hazırlık.

Önce çalışma.

Önce ölçüm.

Sonra tevekkül.

Dikkat edilirse Peter Drucker'ın yönetim yaklaşımı ile İslam'ın çalışma ahlakı arasında güçlü bir ortak nokta bulunmaktadır.

İkisi de insana aynı şeyi söyler:

Önce görevini yap.

Önce sorumluluğunu yerine getir.

Önce çalış.

Önce hesap et.

Önce ölç.

Sonra sonucu Allah'a bırak.

Bugün Akşehir'in ekonomik geleceğini konuşurken belki de en fazla ihtiyaç duyduğumuz anlayış tam olarak budur.

AKŞEHİR'İN SAHİP OLDUĞU BÜYÜK SERMAYE

Bir şehrin zenginliği yalnızca binalarla ölçülmez.

Yalnızca fabrikalarla da ölçülmez.

Yalnızca banka hesaplarıyla hiç ölçülmez.

Bir şehrin asıl sermayesi insanıdır.

Bilgisidir.

Kültürüdür.

Üretim alışkanlığıdır.

Ticaret geleneğidir.

Akşehir bu açıdan bakıldığında Anadolu'nun en güçlü şehirlerinden biridir.

Çünkü Akşehir'in mayasında üretmek vardır.

Çalışmak vardır.

Ticaret vardır.

Esnaflık vardır.

Ahilik vardır.

Yüzyıllardır süregelen bir ekonomik hafıza vardır.

Bu hafıza bugün birçok şehirde bulunmayan önemli bir avantajdır.

Ancak tarih bize önemli bir gerçeği de göstermektedir:

Geçmiş başarılar geleceğin garantisi değildir.

Dünün doğruları yarının doğruları olmayabilir.

Dün işe yarayan yöntemler bugün yeterli olmayabilir.

Bu nedenle şehirler de işletmeler gibi sürekli öğrenmek zorundadır.

Sürekli gelişmek zorundadır.

Sürekli yenilenmek zorundadır.

GÖÇÜN SESSİZ ALARMI

Son yıllarda TÜİK verilerine baktığımızda Akşehir'in karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan birinin nüfus hareketleri olduğunu görüyoruz.

Gençler büyük şehirlere gidiyor.

Üniversite mezunları geri dönmüyor.

Nitelikli iş gücü başka merkezlerde kariyer arıyor.

Aslında göç yalnızca nüfus kaybı değildir.

Göç;

Bilgi kaybıdır.

Yetenek kaybıdır.

Girişimci kaybıdır.

Gelecek kaybıdır.

Bir şehir gençlerini tutamıyorsa geleceğini de tutmakta zorlanır.

Peki gençler neden gidiyor?

Çünkü fırsat arıyorlar.

Kariyer arıyorlar.

Gelir arıyorlar.

Gelişim arıyorlar.

O halde çözüm açıktır.

Akşehir'in gençlerine burada fırsat sunmak zorundayız.

Bunun yolu da güçlü işletmelerden geçmektedir.

KOBİ'LER BİR ŞEHRİN GÖRÜNMEYEN KAHRAMANLARIDIR

Türkiye ekonomisinin omurgasını KOBİ'ler oluşturur.

İstihdamın büyük kısmını onlar sağlar.

Üretimin önemli bölümünü onlar gerçekleştirir.

Yerel ekonomiyi onlar ayakta tutar.

Akşehir'de de durum farklı değildir.

İlçemizin ekonomik canlılığını sağlayanlar büyük holdingler değil, çoğunlukla küçük ve orta ölçekli işletmelerdir.

Bir oto tamircisi.

Bir mobilyacı.

Bir muhasebe bürosu.

Bir tarım işletmesi.

Bir yem üreticisi.

Bir lokanta.

Bir market.

Bir nakliyeci.

Her biri ilçemizin ekonomik ekosisteminin önemli parçalarıdır.

Bu nedenle Akşehir'in geleceği KOBİ'lerin geleceğinden bağımsız düşünülemez.

YENİ DÜNYANIN YENİ KURALLARI

Eskiden işletmeler ürün satarak büyürdü.

Bugün ise bilgi yöneterek büyüyorlar.

Eskiden sermaye avantajdı.

Bugün veri avantajdır.

Eskiden dükkânın büyüklüğü önemliydi.

Bugün müşteri deneyimi önemlidir.

Eskiden rekabet aynı cadde üzerindeydi.

Bugün rekabet küreseldir.

Bu nedenle işletmelerin yönetim anlayışının değişmesi gerekiyor.

Artık işletmeler;

Veri toplamalıdır.

Veri analiz etmelidir.

Finansal göstergelerini takip etmelidir.

Maliyetlerini ölçmelidir.

Müşteri davranışlarını incelemelidir.

Dijitalleşmelidir.

Kurumsallaşmalıdır.

Markalaşmalıdır.

Bunları yapmayan işletmeler ayakta kalmakta zorlanacaktır.

AHİLİKTEN ÖĞRENİLECEK ÇOK ŞEY VAR

Bugün birçok kişi Ahiliği yalnızca tarihi bir kavram olarak görüyor.

Oysa Ahilik aslında çağının en gelişmiş işletme modeliydi.

Kalite kontrol sistemi vardı.

Mesleki eğitim sistemi vardı.

Denetim sistemi vardı.

Etik kuralları vardı.

Müşteri memnuniyeti anlayışı vardı.

Usta-çırak yetiştirme modeli vardı.

Bugün MBA programlarında anlatılan birçok kavramın temel mantığını Ahilik sisteminde görmek mümkündür.

Bu nedenle bizim ihtiyacımız olan şey geçmişi terk etmek değildir.

Geçmişi bugünün şartlarına uyarlamaktır.

YAPAY ZEKÂ KORKULACAK DEĞİL KULLANILACAK BİR ARAÇTIR

Son yılların en çok konuşulan konusu yapay zekâ.

Kimi insanlar bunu tehdit olarak görüyor.

Kimi insanlar fırsat olarak görüyor.

Gerçekte ise yapay zekâ bir araçtır.

Tıpkı bilgisayar gibi.

Tıpkı internet gibi.

Tıpkı muhasebe programları gibi.

Nasıl ki hesap makinesi matematik öğretmeninin yerini almadıysa yapay zekâ da girişimcinin yerini almayacaktır.

Ancak yapay zekâyı kullanan girişimciler kullanmayanların önüne geçecektir.

İşte kritik nokta budur.

Önümüzdeki yıllarda Akşehir'de başarılı olacak işletmeler;

Veriyi kullananlar olacaktır.

Dijital dönüşümü benimseyenler olacaktır.

Müşterisini analiz edenler olacaktır.

Markasını geliştirenler olacaktır.

Kurumsallaşanlar olacaktır.

MARKALAŞMA ARTIK BİR TERCİH DEĞİL MECBURİYETTİR

Ürün satmak kolaylaşmıştır.

Ancak değer satmak zorlaşmıştır.

Bu nedenle markalaşma artık yalnızca büyük firmaların konusu değildir.

Bir kasap da markadır.

Bir muhasebe bürosu da markadır.

Bir restoran da markadır.

Bir süt üreticisi de markadır.

Marka demek güven demektir.

Tutarlılık demektir.

Kalite algısı demektir.

Hatırlanmak demektir.

İşte bu yüzden Akşehir'deki işletmelerin markalaşmaya daha fazla önem vermesi gerekiyor.

ÖLÇMEYEN KAYBEDECEK

Önümüzdeki dönemde işletmeler ikiye ayrılacak.

Ölçenler ve ölçmeyenler.

Planlayanlar ve günü kurtaranlar.

Kurumsallaşanlar ve kişilere bağlı kalanlar.

Veriyi kullananlar ve sezgileriyle hareket edenler.

Kazanan tarafın kim olacağını tahmin etmek zor değil.

Çünkü dünya artık hızla veri ekonomisine dönüşüyor.

Veriyi yönetenler geleceği yönetecek.

SONUÇ YERİNE: AKŞEHİR İÇİN YENİ BİR KALKINMA HİKÂYESİ

Akşehir'in yeni bir kalkınma hikâyesine ihtiyacı vardır.

Bu hikâye yalnızca yatırım beklemek üzerine kurulamaz.

Bu hikâye yalnızca devlet destekleri üzerine kurulamaz.

Bu hikâye yalnızca şikâyet üzerine kurulamaz.

Yeni hikâye;

Üretim üzerine kurulmalıdır.

Bilgi üzerine kurulmalıdır.

Girişimcilik üzerine kurulmalıdır.

Teknoloji üzerine kurulmalıdır.

Markalaşma üzerine kurulmalıdır.

Kurumsallaşma üzerine kurulmalıdır.

Ve en önemlisi insan üzerine kurulmalıdır.

Çünkü şehirleri binalar büyütmez.

İnsanlar büyütür.

Ekonomileri paralar büyütmez.

Fikirler büyütür.

İşletmeleri tesadüfler büyütmez.

Doğru yönetim büyütür.

Bu nedenle bugün Akşehir'deki her işletme sahibinin, her yöneticinin ve her girişimcinin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:

"Ben işletmemi gerçekten yönetiyor muyum, yoksa sadece günlük işleri mi takip ediyorum?"

Bu soruya verilecek dürüst cevap geleceğimizi belirleyecektir.

Çünkü unutmayalım;

Ölçemediğimizi yönetemeyiz.

Yönetemediğimizi geliştiremeyiz.

Geliştiremediğimizi sürdüremeyiz.

Ve devesini bağlamayanın tevekkülü eksik kalır.

Akşehir'in geleceği; Ahiliğin ahlakını, modern yönetimin disiplinini ve teknolojinin gücünü aynı potada eritebildiği gün başlayacaktır.