Şimdi Akşehir’de hava, insanın mahmurluktan uyanışı gibi.
Durup dururken gelen bir mutluluk, hayata gülümseyen bir ruh hâlidir ilkyaz sevinci.

Soğuk günler şehri terk etti. Güneş yüzünü göstermeye başladı. Ağaçlar rengârenk çiçeklerini açtı. Toprak yavaş yavaş ısınıyor. Gökyüzü bulutlardan arındı; açık, tertemiz ve ferah bir hâl aldı.

Akşehir’e ilkyaz geldi, fakat havalara baktığımızda yağmurlu havalar da ilkyazın güzelliğinde devam etmekte. Hıdırlık’tan esen temiz hava şehre yayılıyor. Güneş, ışığını ve sıcaklığını Akşehir’in üzerine seriyor. Tekke Deresi’nden akan sular coşarak Akşehir Gölü’ne doğru ilerliyor. Ağaçlar çiçekleriyle hem doğaya hem insana gülümsüyor.

Bu mevsim, kapalı odalardan çıkıp doğaya yürünecek zamandır. Doğanın uyanışı, insanın da doğaya karşı uyanışıdır. Akşehir’de ilkyazı yaşamak ayrı bir güzelliktir. Eğer doğayla baş başa kalmayı özlediyseniz kapalı evlerinizde, işyerlerinde, gün boyu bilgisayar başında çalışmanın verdiği yorgunluktan kurtulmak istiyorsanız, bilin ki sizin de gönlünüze bahar gelmiştir. Artık iç dünyanızda da ilkyaza “hoş geldin” deme vakti gelmiştir.

Düşünün ki kış boyunca dört duvar arasında kalıyorsunuz; doğadan, çiçeklerden, böceklerden, ilkyazdan, kuşlardan uzak… Bu mevsimde doğaya çıkmak, gezinmek, görmek bir ihtiyaçtır.

Akşehir’de bahar; Hıdırlık’ta, Tekke’de, Kent Ormanı’nda, Engilli’de kendini gösterir. Doğanın mucizeleri, ancak gezip görerek ve onunla baş başa kalarak anlaşılır. Hele ki söz konusu yer Akşehir gibi yemyeşil bir şehirse…

Bahar yalnız doğada değil, insanın içinde de başlar. Bazı insanlar da kıştan uyanan doğa gibidir. Ne çok yanlış insanlara güvenmiş, sevilmeyecek insanları sevmiş olabiliriz. Hayatımız bazen dostla düşmanı karıştırarak geçmiş olabilir. Yaşadıklarımız bahar mıydı, kış mıydı, yoksa bir sonbahar mı?

İnsan da doğa gibi bir uyanış bekler. İçinde bir çırpınış başlar; ilkyazda tomurcuklanan dallar gibi… İnsanları tanımak da doğayı tanımak gibidir; zaman ister, sabır ister. İşte bu süreç insanın ilkyazıdır, yeniden doğuşudur.

Orhan Veli Kanık, Güzel Havalar şiirinde;
“Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada âşık oldum.
Eve ekmekle tuz götürmeyi;
Böyle havalarda unuttum.
Şiir yazma hastalığım;
Hep böyle havalarda nüksetti.
Beni bu güzel havalar mahvetti” derken,

Nazım Hikmet “Ve en güzel baharımız da henüz gelmedi.” derken, Nazım Hikmet’te bahar gelecek ve umut demektir.

Akşehir’de ilkyaz, yalnızca bir mevsim değildir. Hıdırlık’tan hafif esen rüzgârda, çarşıdaki sessiz hareketlenmede, ağaçların taze yeşilinde kendini hissettiren bir başlangıçtır.

Nazım Hikmet’in dizelerinde bu mevsim, henüz gelmemiş güzel günlerin umudu gibi uzanır ufka.
Orhan Veli’de ise Akşehir sokaklarında dolaşan bir serbestliktir; insanın içini kıpır kıpır eden, sebepsiz bir neşedir.

İlkyaz burada bazen Hıdırlık’ın güzelliğinde Akşehir’i seyretmek, Akşehir de bir göl manzarasında durup düşünmek, bazen de hiçbir şeyi umursamadan yürüyüp gitmektir.

Ve sonunda anlaşılan şudur:
Akşehir’de ilkyaz, geçmişin güzelliğini hatırlamak hem yarına inanmak hem de bugünü doyasıya yaşamaktır.