Çünkü gerçek değişmiyor:
Gençler iş bulamadığı için göç ediyor, sanayi yeterince gelişmiyor, yeni iş alanları açılamıyor.
Ve geriye, bu şehri yıllarca omuzlarında taşıyan insanlar kalıyor: emekliler.

Bugün Akşehir’de yaklaşık 10-15 bine yakın emekli yaşıyor.
Ama onlar sadece bir istatistik değil.
Onlar bu şehrin sokaklarına alın terini döken, evlatlarını burada büyüten, hatıralarıyla Akşehir’i Akşehir yapan insanlardır.

Son günlerde sosyal medyada paylaşılan bir görüntü ile Anıt Alanı’nda sabah saatlerinde şehir merkezinde oturan büyüklerimiz, emeklilerimiz eleştirildi.

Oysa asıl sorulması gereken soru şu:
Bu insanlar neden orada?

Gidebilecekleri uygun fiyatlı sosyal alanlar var mı?
Bir bardak çayın 50–60 TL, bir kahvenin 150–200 TL olduğu bir ortamda, sınırlı maaşla geçinen bir emekli gününü nerede geçirsin?

Geçtiğimiz günlerde bir emekli büyüğümüz şöyle dedi:
“Şehrin ortasında bize bir kıraathane açılsa, uygun fiyatla çay içebilsek, televizyon izleyip sohbet edebilsek…”

İstenen şey ne lüks, ne ayrıcalık…
Sadece anlaşılmak.
Sadece insanca vakit geçirebilecek bir alan.

Elbette böyle bir kıraathane önemli bir ihtiyaçtır.
Ama açık konuşmak gerekirse, tek başına yeterli değildir.

Eğer Akşehir “emekli şehri” olarak anılıyorsa, bu durum bir kabulleniş değil, bir sorumluluktur.

Emekliler için daha fazla sosyal alan oluşturulabilir.
Mahallelerde küçük ama sıcak buluşma noktaları kurulabilir.

Belediyeye ait ya da uygun hale getirilecek tesislerde, haftanın belirli günlerinde emeklilere dinlenme imkânı sağlanabilir.
Havuzu olan, hamamı olan yerlerde belli sayıda haftada bir gün de olsa uygun şartlarda vakit geçirebilmeleri sağlanabilir.

Çünkü mesele sadece oturmak değil, biraz nefes almaktır.

Sağlık destekleri artırılabilir.
Düzenli kontroller, basit egzersiz imkânları, küçük dokunuşlar büyük fark oluşturur.

Ulaşım da unutulmamalıdır.
Evinden çıkmakta zorlanan bir emekli için en büyük engel mesafedir.
Sağlanacak küçük bir kolaylık, onun hayatını değiştirir.

Ama belki de en önemli mesele şudur: yalnızlık.

Bugün birçok emekli sadece geçim sıkıntısı değil, yalnızlıkla da mücadele ediyor.
Kapısını çalan birinin olması, hâlini soran bir ses duyması bazen her şeyden daha kıymetlidir.

Ve unutulmamalıdır ki emekliler sadece dinlenen insanlar değildir.
Onlar bu şehrin ustalarıdır.
Anlatacakları, öğretecekleri, paylaşacakları çok şey vardır.

Yine emeklilerimizin kaldığı yaşlılar evleri de sadece barınma yeri olarak görülmemelidir.
Buralar yaşayan, nefes alan, insanların bir araya geldiği sosyal alanlara dönüştürülmelidir.

Unutmayalım:
Bir şehir, yaşlılarına nasıl davrandığıyla ölçülür.

Onlara ayrılan alanlar, verilen değer ve sağlanan imkânlar; o şehrin gerçek medeniyet göstergesidir.

Peki bu kadar zor mu?

Şehrin merkezinde mütevazı bir kıraathane açmak…
Emeklilere haftada bir gün dinlenme imkânı sunmak…
Onların bir araya gelip sohbet edebileceği ortamlar oluşturmak…

Bunlar küçük adımlar gibi görünür.
Ama yüzlerce insanın hayatına dokunur.

Çünkü mesele bir bardak çay değildir.
Mesele, bir insanın bu şehirde kendini değerli hissetmesidir.
“Ben buradayım” diyebilmesidir.

Ve ben inanıyorum ki bu şehirde hâlâ birbirini anlayan, dinleyen ve değer veren insanlar var.

Bugünün emeklileri, dünün emeğidir.
Onlara verilen değer ise yarının vicdanını belirler.