Adı
Akşehir.
Haritalarda küçük,
ama o yıllarda
bir milletin kaderi
bazen böyle kasabalarda yazılırdı.

***

Yıl bin dokuz yüz yirmi bir.
Anadolu yorgun,
köyler yanık,
yollar tozlu.
Ama sessiz bir hazırlık vardı.

Bir adam
haritaların başında duruyordu:
Mustafa Kemal Atatürk.

***

Akşehir’de geceler uzun,
hanların avlularında subaylar konuşur,
haritalar açılır,
fısıltılar dolaşırdı.

Tren düdükleri çalar,
sandıklar indirilirdi:
birinde cephane,
birinde ekmek,
birinde umut.

Kadınlar örgülerini bitirir,
fanilalar, çoraplar, eldivenler.
Bir milletin ordusu
bazen iğneyle hazırlanır.

***

Bir kapı çalınır:
— Parola?
— Yıldız.

Kapı açılır.
Çünkü savaş
bazen gecenin içinden yürür.

***

O günlerde Akşehir’de bir çocuk vardı:
sarı saçlı, yeşil gözlü.
Adı Hasan.
Adını Mustafa Kemal Atatürk koymuştu.

Yıllar sonra anlatacaktı:
“Annemle babam Selanik’te doğmuştu.
Dedem Mehmet Latif yedi köye değirmen yaptırdı
ama bir gece karanlıkta öldürüldü.
Babam Rıza, Mustafa Kemal’e geldi:
‘Çocuklarımı al, Anadolu’ya göndereceğim.’”

Ve geldiler, Akşehir’e.
Toprak verdiler, bağ verdiler,
ama asıl verilen umuttu.

***

Mustafa Kemal haritanın başında durdu.
Uzun süre sessizlik.
Sonra dedi ki:
— Zamanı geldi.

Geceydi.
Akşehir’in üstünde yıldızlar sessiz,
çınarlar hafifçe sallanıyor.
Bir odada haritalar açılmıştı,
masada bir milletin kaderi fısıltıyla yazılıyordu.

Ertesi sabah başladı
Büyük Taarruz.
Top sesleri dağları doldurdu.
Ordular yürüdü.

Ama zafer sadece cephede kazanılmadı.
Zafer, Akşehir’de örülen çoraplarda,
geceleri taşınan sandıklarda,
parolaları ezberleyen insanların
sessiz cesaretinde büyüdü.

***

Yıllar geçti.
Akşehir’in sokaklarında rüzgâr yine esiyor,
çınarlar yine gölge veriyor.-
Ama o gecenin sesi hâlâ duyulur:
kulak verene.

Bazı şehirler vardır:
Onlar yalnız şehir değildir.
Onlar bir milletin hafızasıdır.
Ve Akşehir, bir gece
yıldızların altında
bir milletin kaderine
sessizce yön vermiştir.

(10/03/2026-Akşehir)