Akşehir’de en fazla yürüyerek en uzak nokta bu genç adama yarım saat. Şimdi minibüs mü beklesin, hem minibüse vereceği parayla Bulvar Kahvesi’nde üç çay fazladan içer. Belki tükenen sigarasının yenisini alır. Gençten birisi. Yavaş adımlarla yürüyor. Sakin, efendi bir kişilik. Gidiyor işte.

Önce Akşehir İsmet İnönü Endüstri Meslek Lisesi’nin önünden çarşıya gitmek istedi. Önce Uğur Sineması’nın önünden gitmeyi düşündü, düşündü sadece. Film afişine bakacaktı. Filmin değişimine de üç gün vardı. 70’li yıllarda da artık erotik film furyasının başladığı yıllar. Sonra sinemadan da filmden de vazgeçti. Onun sevdiği, vurdulu- kırdılı karate filmleri, bir de Battal Gazi, Kara Murat, Tarkan filmleri.

Sanat okulunun arkasından İstanbul Dershanesi’nin önünden 24 Ağustos Bulvarı’na doğru yürüdü. Neden bulvarın ismi 24 Ağustos’tu? Önemi neydi bu tarihin? Sonra kendi kendisine “24 Ağustos 1922 ‘nin Akşehir ve Türkiye için önemi büyük olduğunu, Türk ordusu ve karargâh bütün ağırlıklarıyla birlikte 24 Ağustos 1922 günü Akşehir’den ayrılarak taarruz hattı Kocatepe’ye ulaştıktan sonra 26 Ağustos 1922’de o kutsal emrin verildiğini 5 gün gibi kısa sürede 30 Ağustos 1922’de, Türk tarihindeki Ağustos ayının zaferlerine bir zafer daha eklenmiş olduğunu düşündü.

Bulvarda öylesini yürüyordu. Kendisi gibi onlarca insan evlerinden çıkmış. Yürüyorlar şimdi. Ana cadde öylesine kalabalık ki yolu üstünde Yalım Kahvesinin önünden geçti. Yanından gençten iki sevgili yürüdü. Yağmur hızını biraz arttırmıştı, fakat gençlere değil. Şu liseden çıkıp koşup şakalaşarak yanından geçen gençlere değil. Ahmakıslatan bir yağmur vardı. Yolun ortasından bir fayton geçti. Ardından bir fayton daha. Sünnet arabası. Bağrış çağrış çocuk sesleri.

Eskiden bu sokaklar böyle değildi. İleride Ünlü Bakkalı’n karşısında petrolün olmadığı zaman burada bisiklet tamircisi emekli subay Kadir Ağbi vardı. Onun yanında Faytoncu  Talat  ağabeyin ahşap iki katlı bir evi vardı. Bugünkü petrolün tam arkasında. O zamanlar burada  ne Arjantin Birahanesi’ni, ne Ak Balıkçılık, ne yanındaki Berber ne kahvehaneler ne  Bulvar Apartmanı, ne lotocu, ne totocu, ne kasap, ne bakkal. ne manav  ne bu 24 Ağustos Bulvarı,  ne ilerde parti binaları, ne bilardo salonları, ne de pastaneler vardı.. Sanırım Yaşar Cenikoğlu’nun Akşehir Belediye Başkanlığı zamanında bu yollar açılmıştı. Şimdi 24 Ağustos Bulvarı’nda her şey değişti. Bütün şehri boydan boya ayıran koca bir bulvar. 24 ağustos Bulvarı. Çevresi marketlerle, ağaçlarla, yeşilliklerle süslü bir bulvar. Bu semt tanınmaz bir hale geldi. Sonra Bulvar Kahvesi. Üzerinde beş kata yakın bir apartman. Yanında eczane. Kapıdan girince uzun bir salon. İki yönlü masalar. Yine her kahvenin olduğu gibi bu kahvenin de en gözde yeri kapının girişindeki iki yönlü camekânlı yerleri. Karşısında da bir pastane. Pastanenin önünde bir durak var. Durağın önünde de daha öncesinde iki bakkal dükkânı vardı. Sonra kapandılar. Arkasında Çağdaş Kuruyemişçi. Yanında Petrol istasyonu. Akşehir’in olmazsa olmazları kuaför dükkanları, kahvehaneleri…

Ahmakıslatan yağmur altında dakikalarca yürüdükten sonra Bulvar Kahvesine girdi. Tanınan biriydi. Bulvar Kahvesinin ocakçısı “buyur buyur!” diyerek kahvenin camekânına yakın bir masaya buyur etti. Bir çay getirdi. Günlük gazetelerden birkaç tanesini de diğer masalardan toplayarak bu genç arkadaşın masasına bıraktı. Bir de kül tablası. Güneş açmıştı, ilerdeki kapalı durak altında bekleşenleri gördü. Sonra 24 Ağustos Bulvarı’nda bir o yana bir bu yana giden insanlar. Hep aynıydık. Telaş içinde. Bir yerlere gitme, bir yerlerden gelme telaşı. Neredeyse yarım saattir kahve camekânının ardından insanları izliyordu. Hep aynı bir telaş. Bu insanlar nereden gelir nereye gider? Ya bu minibüsler! Aslında biz birbirimize benziyorduk. Hep bir telaş, hep bir koşturmacaydı hayatımız. Bence kalabalıklar içerisinde birbirine benzeyen insanlardık. Telaşlarımız, umutlarımız, sevincimiz, mutluluklarımız farklıydı ya da bana öyle geliyordu.

Öyle çevresine bakındı. Bulvar değişmişti, zaman ilerlemişti. Arabalar, insan kahkahaları. Kahvenin müziği. Oyun oynayanların taş sesleri. Tavla içine atılan zar sesleri. Bir çay daha içti. İleride parktan gelen müziğin sesi duyuluyordu. Bulvarın karşısında saz kursuna giden ellerinde sazlı çocukları, ellerinde kitaplarla kütüphaneye giden çocukları gördü. Yoksa gördükleri hayal miydi? Burada kütüphane olmayacak mıydı? Kahvenin karşısında durakta bir kadın ve bir erkek minibüs bekliyordu, sonra Kız Meslek Lisesi’nden iki öğrenci geldi. Çok geçmedi, minibüs geldi. Hızlı hızlı liseli öğrenciler, sonra kadın ve erkek minibüse bindi. Durak boşalıvermişti.

ORDU’DAN BAŞKAN KALKAN’A TEŞEKKÜR ZİYARETİ ORDU’DAN BAŞKAN KALKAN’A TEŞEKKÜR ZİYARETİ

Zaman aktı geçti. Neden sonra kahveden çıktı. Sinemanın önünde insanlar yine film afişlerine hayranlıkla bakıyorlardı.

Karanlık Sultan Dağlarından şehrin üzerine yavaş yavaş iniyordu. Birazdan 24 Ağustos Bulvarı karanlığa bürünecek, kendisi gibi bulvarda kimseler kalmayacaktı. Belki karanlıkta birkaç sarhoş narasına bekçi düdükleri karışacak, şehir sessizliğe bürünecekti.   (Akşehir - 2024)