O sebeple bu gidişata dur demek, tüm paydaşlar olarak hepimizin üstesinden gelebileceği bir durum. Gelin bu seçimler öncesinde; hep birlikte şapkamızı önümüze koyalım, aklımızı kullanalım ve çıkılması güç gibi görünen bu kaotik ortamdan, şehirlerimizi değiştirerek başlayalım.

O nasıl olacak dediğinizi duyar gibi oluyorum. Buradan hemen her yazımda belirttiğim üzere birlik-beraberliğimizi bozmadan yine birlikte çalışarak/aklımızı/emeğimizi/zamanımızı ortaya koyarak bu olumsuz ortamdan çıkmayı başarabiliriz.

Hepimizce malum olduğu üzere ülkemizin birçok şehri, yapılaşmanın getirdiği olumsuzluklar neticesinde yaşanamaz hale geldi. Yurttaşların bencilce ve bitmek tükenmek bilmez istek ve arzuları ve elbette bu taleplere başta oy kaygısı ve oluşacak rant ekonomisinden pay almak adına belediyelerin göz yumması, hatta ülkenin geneline yayılan bu olumsuz tabloyu, iktidarların imar afları çıkararak aklaması gibi yığınla olumsuzluğu hep birlikte yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Tüm bu kaotik ortamda, şehirlerin afetlere dayanıklı bir yapı stoğuna sahip olması düşünülemez. En son örneğini geçen yıl 6 Şubat depremleri ile bir kez daha acı bir şekilde deneyimlemiş olduk. Bu afetlerde, insanımız başta olmak üzere tüm kaynaklarımızın heba olduğu bir kez daha gördük.

İktidarların şehirlerimizde yürüttüğü bu yoğun ve yüksek bina politikası ve bunun neticesinde yetersiz altyapı, sosyal donatı eksikliği gibi kaotik konular elbette sağlıksız bir kentleşmeyi beraberinde getirmekte. Ülkenin içinde bulunduğu enflasyonist ortam dolayısı ile maliyetlerin çok yukarıda kalması neticesinde ucuz işçiliğin getirdiği niteliksiz/güvensiz yapılar maalesef halen inşa edilmeye devam ediyor. Hal böyleyken iktidarlar, aldıkları imar affı kararları ile üretilmiş olan afetlere dayanıksız bu yapıların faturasını da çoğunlukla yasalara uyan vatandaşın sırtına faturalayarak, ilave vergiler çıkarmaktan kaçınmıyor.

Yukarıda değinmeye çalıştığım konunun özeti; siyasetçi ve rantiyecilerin el ele vererek, iktidarlar eli ile vatandaşını sağlıklı bir kentte oturmaktan öte kendi iktidarını sağlamlaştırmaya yönelik oy kaygısı ve her ortamda birlikte hareket ederek rant sağlamak, dürüst yurttaşı feda etmekten ibarettir.

Özellikle afete dayanıklı yapı stoğumuzun artırılması gereken bu dönemde artık ülke kaynaklarımızın ve insanımızın bozuk para gibi harcanmadığı, imar planlarının rant uğruna delinmediği, sosyal çevresi ile yaşanabilir/sürdürülebilir kentlerde yaşamayı dürüst/namuslu/ yasalara saygılı yurttaşlar fazlasıyla hak ediyor. Ancak gelin görün ki bu dönemde halen saydığımız sağlıklı yapılaşmayı ortaya koyacak bir irade aranıyor. Bu sebepledir ki önümüzde ki yerel seçimler; seçileceklerin her anlamda sınava tabi tutulmalarını sağladığı gibi seçmene de sağlıklı kentleşmeye ulaşma anlamında önemli bir fırsat sunuyor. Bu aşamada yurttaşlara düşen görev, oyuna talip olan tüm adayların, konuyla ilgili düşüncelerini, planlarını ve en önemlisi seçilmeleri halinde bu düşüncelerini uygulama kabiliyetlerini akıl süzgecinden geçirerek sorgulamalarıdır.

Ülkemizde konuyla ilgili fenden, bilimden uzak işler yapılmasının olumsuz neticelerini her ülke vatandaşı yaşadığı gibi bende sektörün içinde bir fiil 30 yılını vermiş birisi olarak yaşadım. Ancak görüyoruz ki yıllar içinde yaşadığımız acı tecrübeler bile ne yazık ki henüz ne yurttaş olarak bizleri/seçmeni ne de ülkeyi, şehirleri yönetmesi için seçtiğimiz otoriteyi/seçileni akıllandırdı. Sonuçta bugüne kadar sağlıklı bir yol alamadıysak, 2023 ün bu köşeden yazdığım son yazısında da değindiğim üzere seçen/seçilen ayırmadan tüm ülke vatandaşları olarak hepimiz suçluyuz. O sebeple 77 gün sonra karşımızda duran bu yerel seçim fırsatını çok iyi değerlendirmekle yükümlüyüz. Bu satırları okuyan sizler; siyasetçi eski siyasetçi, parti eski parti bu durumda ne değişecek diyebilirsiniz. Ben bu aşamada buradan gelin oylarınıza sahip çıkın çağrısı yapıyorum ve diyorum ki parti gözetmeksizin tüm adayların profillerini inceleyin, söylemlerine kulak verin, hatta çağırın sorun ben sana neden oy vereyim, bu şehirde neler yapacaksın, nasıl yapacaksın bana anlat demenizi öneriyorum. Yani eskisi gibi körü körüne benim oyum şu partiye yada şu şahsa kemikleşmiş oydur mantığından sıyrılın. Ama şuda var; bu köşeden hep değindiğim üzere, oy verdim köşeme çekildim mantığından da uzak durmanız gerekir. Zira bizim demokrasi anlayışımızda, ben oy verdim yetki onda yapsın diyerek köşeye çekilmekte var maalesef. Oysa katılımcı demokrasi gereği seçtiğiniz kişileri sürekli olarak denetleyip, hesap sormamız gerekir. Örneğin bu köşeden sizlerle paylaştığım, pazar yerleri/kitaplık-kütüphane ve diğer eksik yada aksayan konularda olduğu gibi eleştirilerinizi, önerilerinizi direk makama ulaştırın ve eksiklerden, yanlışlardan dönülmesi için katkı verin.

Biz yurttaşlar olarak ülkemizin, şehrimizin, gelecek nesillerin menfaati için kişisel menfaatlerimizi bir kenara bırakarak; doğruların, bilimden/akıldan yana olanın peşinde koşmalıyız. Bu aşamada değişimi önce kendimizden başlatmalıyız. Yani tüm bu yönetim süreçlerinde bizler kendimizi baş köşeye koyarak, bilimden/fenden beslenerek, aklımızı kullanarak zihnen seçime hazırlanmalıyız. Aksi takdirde yıllardır yaşadığımız bu kısır döngüde; ne ülkemizin, ne şehrimizin ne de gelecek nesillerimizin önü açık.

TURÇEVDER'DEN CUMHUR İTTİFAKI ADAYI YUSUF KAHRAMAN'A ZİYARET TURÇEVDER'DEN CUMHUR İTTİFAKI ADAYI YUSUF KAHRAMAN'A ZİYARET

Sevgili Akşehirliler gelin hep birlikte şeçen/seçilen(seçilmesi olası) kadrolarla el ele vererek; şehrimizde yapılması gerekenleri aklın ve bilimin önderliğinde hep birlikte denetleyerek, katkı vererek çözüme ulaştıralım.

Sonuç: Her konuda olduğu gibi önümüzdeki seçimlerde de aklın rehberliğinden ayrılmamak dileğiyle.