Bir duyuru yapılır, dosyalar hazırlanır, metinler gönderilir.

Her katılımcı, yazdığının yalnızca kendi gücüyle değerlendirileceğine inanmak ister. Çünkü yazmak zaten cesaret isteyen bir iştir; bir de adil bir zemine ihtiyaç duyar.

Yoksa ahbap-çavuş ilişkilerine gönderilecek romanlara, şiirlere, öykülerin jürilerine güven ortadan kalkar. Kazananın baştan belli olacağı yarışmalara katılmanın da zaten bir cazibesi yoktur.

Ne var ki zaman zaman sonuçlar açıklandığında metinlerden çok başka şeyler konuşulmaya başlanır.

“Kim kimi tanıyor?”,

“Jüride kim var?”,

“Acaba kazanacak önceden belli miydi?” gibi sorular dolaşır durur. Belki bu soruların çoğu varsayımdır. Belki gerçeklik payı yoktur. Ama bu soruların ortaya çıkması bile bir güven eksikliğine işaret eder.

Edebiyat, görünmeyen bir emek işidir. Yazar metnini gönderirken jüriyi değil, kelimelerini düşünmek ister. Fakat değerlendirme süreci kapalıysa, insan zihni boşlukları kuşkuyla doldurur. Şeffaflığın olmadığı yerde söylenti büyür; söylenti büyüdükçe emeğin değeri gölgelenir.

Burada mesele sadece kimin kazandığı değildir. Asıl mesele, kaybedenlerin zihninde hangi duygunun kaldığıdır. Eğer bir yarışmanın ardından “hak etti mi?” sorusu yüksek sesle soruluyorsa, orada edebî sevinç eksik kalmış demektir. Çünkü adalet yalnızca yapılmakla kalmamalı, aynı zamanda görünür olmalıdır.

Oysa çözüm zor değildir. İsimlerin gizlendiği değerlendirmeler, açık kriterler, sürecin şeffaf biçimde paylaşılması… Bunlar hem jüriyi korur hem yarışmanın saygınlığını güçlendirir. Güven ortamı oluştuğunda söylentiler kendiliğinden susar.

Edebiyat çevresi küçük olabilir; insanlar birbirini tanıyabilir. Bu doğaldır. Ancak yarışma anında tek tanınması gereken şey metnin kendisidir. Çünkü bir yarışmada ödül kazanan yalnızca bir isim değil, aynı zamanda o yarışmanın itibarıdır.

Belki de asıl sorumuz şu olmalı: Yeni sesleri gerçekten duymak istiyor muyuz, yoksa zaten bildiğimiz isimleri teyit etmeyi mi tercih ediyoruz?

Unutulmamalıdır ki kelimeler en çok adaletin gölgesinde büyür; güven sarsıldığında ise en iyi öykü bile sesini kısar, edebiyat suskunlaşır.