Elbette su, yaşamın vazgeçilmezidir. Susuzluk; fiziksel performansımızı düşürebilir, dikkatimizi bozabilir ve ilerlediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Peki, hiç düşündünüz mü?
Fazla su içmek de tehlikeli olabilir mi?
Cevap: Evet.
Özellikle uzun süreli fiziksel efor sırasında, vücudun ihtiyacından çok daha fazla sıvı tüketmek ciddi ve hatta hayatı tehdit edebilen bir tabloya yol açabilir: Hiponatremi.
Hiponatremi Nedir?
Sodyum; vücudumuzun sıvı dengesinin korunmasında, sinir sisteminin çalışmasında ve kas fonksiyonlarında önemli görevleri bulunan temel elektrolitlerden biridir.
Hiponatremi ise kandaki sodyum düzeyinin normalin altına düşmesidir.
Bunu bir arazi arama-kurtarma faaliyeti üzerinden düşünelim.
Saatlerdir kayıp bir vatandaşı arıyoruz. Hava sıcak, sürekli yürüyoruz, terliyoruz ve ciddi fiziksel efor sarf ediyoruz. Terleme sırasında vücudumuz sıvı ve elektrolit kaybediyor.
Bir yandan da “Susuz kalmayayım.” düşüncesiyle ihtiyacımızın üzerinde ve sürekli sıvı tüketiyoruz.
Özellikle vücudun uzaklaştırabileceğinden daha hızlı ve fazla miktarda sıvı alınması, kandaki sodyumun seyrelmesine ve seviyesinin tehlikeli biçimde düşmesine neden olabilir. Uzun süreli fiziksel aktiviteler sırasında gelişen bu tablo egzersizle ilişkili hiponatremi olarak adlandırılır.
Belirtileri Susuzlukla Karıştırılabilir Hiponatreminin önemli tehlikelerinden biri, başlangıç belirtilerinin yorgunluk, sıcak bitkinliği veya başka rahatsızlıklarla karıştırılabilmesidir.
Baş ağrısı, bulantı, kusma, halsizlik, sersemlik ve kafa karışıklığı görülebilir.
Durum ağırlaştığında ise tablo çok daha ciddileşebilir.
Kandaki sodyumun ciddi şekilde düşmesi hücrelerin şişmesine neden olabilir. Özellikle beynin bundan etkilenmesi; bilinç bozukluğu, nöbet, koma ve hayati tehlikeye kadar ilerleyen sonuçlara yol açabilir.
Bu nedenle arazide saatlerdir çalışan ve kendisini kötü hissetmeye başlayan bir kişiye yapılacak doğru müdahale her zaman:
“Biraz daha su iç, geçer.” demek değildir.
Çünkü sorun hiponatremiyse kontrolsüz şekilde sıvı tüketmeye devam etmek tabloyu daha da ağırlaştırabilir.
Peki, Dengeyi Nasıl Sağlayacağız?
Burada verilmek istenen mesaj kesinlikle “Az su için.” değildir.
Doğru yaklaşım, ihtiyacımız kadar sıvıyı bilinçli şekilde tüketmektir.
Özellikle uzun süreli arazi faaliyetlerinde kişinin susama hissini dikkate alması ve kısa süre içerisinde aşırı miktarda sıvı tüketmemesi önemlidir. Saatler süren yoğun fiziksel aktivitelerde sıvı tüketiminin yanında beslenme ve elektrolit dengesi de göz önünde bulundurulmalıdır.
Terle birlikte yalnızca su değil, sodyum başta olmak üzere elektrolitler de kaybedilir. Bu nedenle uzun süreli ve yoğun eforlarda uygun beslenme ve gerektiğinde uygun elektrolit içeren içecekler sıvı-elektrolit dengesinin korunmasına yardımcı olabilir.
Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır:
Elektrolit içeren bir içecek tüketmek, sınırsız miktarda sıvı içilebileceği anlamına gelmez.
Asıl amaç, vücudun ihtiyacının çok üzerinde sıvı tüketmemektir. Çünkü kişinin sıvı ihtiyacı; hava sıcaklığına, nem oranına, fiziksel eforun şiddetine, terleme miktarına, kullanılan kıyafet ve ekipmana, kişinin fiziksel özelliklerine göre değişebilir.
Bu nedenle herkese uygulanabilecek “Saatte mutlaka şu kadar litre su içmelisin.” şeklinde tek bir kuraldan söz etmek doğru değildir.
Amaç çok su içmek değil; ihtiyacımız kadar sıvıyı, uygun beslenme ve elektrolit dengesiyle birlikte almaktır.
Arazide Belirtileri Hafife Almayın
Uzun süreli bir faaliyet sırasında ekip arkadaşımızda baş ağrısı, bulantı, kusma, belirgin sersemlik, kafa karışıklığı veya alışılmadık davranış değişiklikleri görüyorsak durumu yalnızca “Yoruldu.” ya da “Susuz kaldı.” diyerek geçiştirmemeliyiz.
Özellikle bilinç değişikliği veya nöbet gibi ciddi belirtiler varsa bu durum acil tıbbi değerlendirme gerektirir. Bilinci bozulmuş kişiye ağızdan yiyecek veya içecek verilmemeli ve profesyonel sağlık desteği istenmelidir.
Arazi arama-kurtarma faaliyetlerinde ekiplerin yalnızca görev planlamasının değil; dinlenme, beslenme ve sıvı tüketiminin de planlanması gerekir.
Çünkü arama-kurtarma personelinin en önemli ekipmanlarından biri, kendi bedenidir.
Arazide Her Şeye Hazırlıklı Olmak
Arazi arama-kurtarma yalnızca kayıp kişinin yerini bulmaktan ibaret değildir.
Saatlerce yürüyebilirsiniz. Aşırı sıcak veya soğukla karşılaşabilirsiniz. Arı ve böcek sokmaları, kene tutunması, yılan sokması, düşme, kırık, burkulma, alerjik reaksiyonlar, susuzluk veya hipotermi gibi birçok farklı durum operasyonun bir parçası hâline gelebilir.
Bu nedenle araziye çıkan bir arama-kurtarma personelinin yalnızca yön bulmayı, telsiz kullanmayı veya sedye taşımayı bilmesi yeterli değildir.
Kendi vücudunu tanıması, ekip arkadaşındaki tehlike işaretlerini fark edebilmesi ve gerektiğinde doğru zamanda profesyonel tıbbi yardım istemesi de hayati önem taşır.
Hiponatremi bize aslında çok basit ama önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Afet ve acil durumlarda “Ne kadar çok, o kadar iyi.” düşüncesi her zaman doğru değildir.
Su hayattır.
Susuz kalmamak hayati önem taşır.
Ancak suyu bile bilinçli tüketmek gerekir.
Çünkü afetlere ve acil durumlara hazırlık yalnızca çantamızdaki malzemelerle değil, doğru bilgiyle başlar.





