Türkiye, çeyrek asırda terörle mücadele ve askerî vesayetin geriletilmesi konusunda önemli değişimler yaşadı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve Devlet Bahçeli’nin desteğiyle, terörsüz Türkiye hedefinde ortaya konulan siyasi iradenin şimdi de ekonomide vatandaşın refahına dönüşmesi gerekiyor. Güvenlikte kazanılan başarı, vatandaşın sofrasına bereket, cebine güç olarak yansımıyorsa maalesef başarı hikâyesi eksik kalıyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonomi politikalarının temelinde, yüksek faiz ve sıkı para politikasıyla enflasyonu düşürmek var. Ancak vatandaşın gerçeği ortada. Emekli ve asgari ücretli geçim sıkıntısıyla her gün alım gücünü kaybediyor. Esnaf birilerinin onayı ile alabilirse pahalı krediyle veya kredi kartlarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Üreticiler ve imalatçılar da yatırım yapmak mı yoksa faizden veya fondan geçinmek mi düşüncesiyle Arasat'ta kalıyor.
Enflasyonla mücadele elbette gerekli. Fakat fiyatların artış hızının yavaşlaması, vatandaşın kaybettiği alım gücünü geri kazanması demek değildir. Yüksek faizle finansman maliyetleri artarken üretimin, yatırımın ve istihdamın nasıl güçlendirileceği de açıklığa kavuşturulmalıdır.
Ekonomik başarı, finans çevrelerinin memnuniyetiyle değil, milletin refahıyla ölçülür. Vatandaştan sürekli sabır ve fedakârlık bekleyen bir ekonomi modelinin sonuçları artık sorgulanmalıdır.
Uygulanan politikalar geçim sıkıntısını hafifletmiyor, üretimi yeterince desteklemiyor ve gelir dağılımını iyileştirmiyorsa değişim kaçınılmazdır. Gerekirse Mehmet Şimşek’in yerine üretimi, istihdamı ve adil paylaşımı önceleyen bir ekonomi yönetimi değerlendirilmelidir. Mesele isimler değil, sonuçlardır.
Merhum Başbakan Necmettin Erbakan’ın Refahyol döneminde uyguladığı Kamu Ortak Hesabı, kamu kaynaklarını daha etkin kullanarak kurumların gereksiz borçlanma maliyetlerini azaltmayı hedefliyordu.
Düşünün ki, bir kamu kurumunun elinde kullanılabilir para varken başka bir kamu kurumu neden yüksek maliyetle borçlansın? Devlet kendi kaynaklarını verimli kullanamıyorsa bunun bedelini neden millet ödesin?
Havuz sisteminin özü, kamu parasını ortak bir anlayışla değerlendirmek, gereksiz faiz yükünü azaltmak ve kaynakları milletin yararına kullanmak.
Bugün bu sistem, şeffaflık ve bağımsız denetim güvenceleriyle yeniden düzenlenebilir. Kamu kaynaklarının daha etkin yönetilmesiyle sağlanacak tasarruflar üretime, tarıma, sanayiye ve istihdama yönlendirilebilir.
Elbette havuz sistemi tek başına enflasyonu bitirmez veya bütün faiz giderlerini ortadan kaldırmaz. Ancak doğru uygulandığında gereksiz borçlanmayı azaltabilecek ve kamu maliyesini güçlendirebilecek önemli bir araç olduğu rahmetli Erbakan döneminde kanıtlanmış ve bundan mütevellit Cumhuriyet tarihinde ilk defa denk bütçe yapılabilmişti. Ve siyasi zalimliklerin attığı o dönemde kısa süreliğine de olsa, halkın refahı artırılabilmişti.
Devletin parası milletin parasıdır. Milletin parası, rantın değil üretimin hizmetinde olmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı; çiftçinin maliyet altında ezilmediği, sanayicinin yatırım yapabildiği, esnafın uygun finansmana eriştiği ve çalışanın emeğinin karşılığını aldığı bir düzendir.
Bunun yolu kamu kaynaklarını verimli kullanmaktan, israfı önlemekten, üretimi desteklemekten ve ekonomik büyümenin nimetlerini toplumun geniş kesimlerine ulaştırmaktan geçiyor.
Terörsüz Türkiye hedefiyle sağlanacak huzur da yeni yatırımlara, istihdama ve bölgesel kalkınmaya dönüşmelidir. Güvenlikte ortaya konulan siyasi irade, ekonomik refahı artırma konusunda da gösterilmelidir.
Mehmet Şimşek’in ekonomi modeli sorgulanmalı faizden, fondan, borsadan, altın ve dövizden emek vermeden tüyo alarak zengin olanlara dur demenin zamanı çoktan gelmiştir. Fakirlik kaderdir, nimettir gibi söylemlerle vatandaşın yaşadığı geçim sıkıntısı basite indirgenmemeli. Artık bakanlarda, politikalar da, kadrolar da değişmelidir.
İktidar, Erbakan’ın havuz sistemi tecrübesini günümüz şartlarına uyarlayarak kamu kaynaklarının daha etkin kullanılmasını, gereksiz borçlanmanın azaltılmasını ve üretimin güçlendirilmesini gündemine almalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı, yalnızca enflasyon rakamlarının düzelmesi değil, milletin makus talihinin değişmesi ve hayatının iyileşmesidir.
Rantiyenin değil üreticinin, faizin değil verimliliğin, ayrıcalığın değil adaletin kazandığı bir Türkiye mümkündür.
Havuzun suyu rantiyenin değirmenini değil, milletin refahını büyütmelidir!





