Kütüphaneler; bilginin, kültürün ve düşüncenin en değerli mekânlarıdır. İnsanların kendini geliştirdiği, hayal gücünü beslediği, sessizliğin içinde en güçlü yolculuklara çıktığı yerlerdir. Kütüphane Haftası da bu değeri hatırlamak, kitapla kurduğumuz bağı güçlendirmek ve gelecek nesillere okuma alışkanlığı kazandırmak için çok anlamlı bir haftadır.
Akşehir’de, Anıt Alanı’nın ortasında yer alan kütüphanemiz iki katlı, adeta bir ilim ve irfan yuvasıydı. Kütüphanemizin içerisinde binlerce, on binlerce kitap bulunurdu. Girişinde taşa işlenmiş bir kitap figürü yer alırdı. Kapıdan içeri adım attığınızda sizi çiçekler, güller karşılar; duvarlardaki resimler okumayı ve kütüphaneyi sevdirirdi.
Bodrum katta sergi salonu bulunurdu. Zaman zaman karikatür, resim ve fotoğraf sergileri düzenlenirdi. Kütüphanenin sağ tarafında çocuklara ayrılmış geniş bir salon vardı. Bu salon, çocuklar için ayrılmış binlerce kitapla doluydu. Birleştirilmiş masaların üzerinde kitaplar serili olurdu. İsteyen öğrenciler buradan resimli hikâye kitapları alır, isteyenler ise sessizce ders çalışır, defterlerine notlar alır, ödevlerini yapardı.
Masalar her zaman tertemizdi. Pencere kenarları çiçeklerle süslenmişti; kütüphanenin dört bir yanı adeta bir çiçek bahçesini andırırdı.
Bazen çocukların sesi yükselirdi, ancak görevli memurun salon içinde dolaşmasıyla ortam bir anda sessizliğe bürünürdü.
Girişin sol tarafında müdür odası ve yanında el yazması eserlerin bulunduğu, tarihi kitaplara ayrılmış özel bir bölüm vardı. Bu bölüm okuyuculara kapalıydı; en azından ben öyle bilirdim. Bu da o bölümü benim gözümde daha da gizemli kılardı.
Kütüphanede geçen yıllarım, okuma ile dopdolu geçti. İlkokul yıllarımda alt katta okumaya alıştım. Okuduğum ilk kitap, resimli ve çok etkileyici olan “Deli Dumrul Hikâyesi” idi. Zamanla okuma alışkanlığı kazandım. Eve gelen gazeteler, ardından öykü kitapları… Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu derken kitaplar hayatımın vazgeçilmez bir parçası oldu.
Okuma alışkanlığım geliştikçe kütüphanenin ikinci katına çıkmaya başladım. Artık büyüklerin girdiği ikinci kattaki kitap salonuna da girmeye başlamıştım. Yüzlerce kitap okudum. Hatta bazı günler iki kitabı okuyarak bitirdiğim olurdu. Artık kitapların yerini bir kütüphane görevlisi kadar iyi biliyordum. Okuma sevgisi beni tamamen sarmıştı. Sadece kitaplarla yetinmeyip bir ara ansiklopedi okumaya bile başlamıştım.
Bizim zamanımızda bugün ki gibi derslerimizde faydalanabileceğimiz ne bilgisayar ne cep telefonu vardı. Kütüphanemiz ve kitaplarımız vardı.
Bu sevgi karşılıksız kalmadı. Birkaç yıl boyunca kütüphaneden en fazla kitap okuyan kişi olarak ödüller aldım. O ödüller, benim için sadece birer hediye değil; kitaplarla kurduğum bağın birer nişanesiydi.
Bugün dönüp baktığımda, kütüphanenin bana kazandırdığı en büyük şeyin sadece bilgi değil; aynı zamanda bir hayat sevgisi, merak duygusu ve öğrenme heyecanı olduğunu görüyorum. Bu nedenle Kütüphane Haftası, geçmişimizi hatırlamak ve geleceğe daha bilinçli adımlar atmak için hepimiz adına çok kıymetlidir.
Ancak bugün Anıt Alanı’na baktığımda içimde derin bir hüzün beliriyor. Bir zamanlar şehrin nazar boncuğu gibi duran o kütüphane artık yok. Yıkıldı. Yerinde şimdi kocaman bir boşluk var. Sanki anılar da o bina ile birlikte silinmiş gibi…
Ne kitaplar var artık ne raflar ne masalar ne de o masaların etrafında sessizce ders çalışan çocuklar… Ne alt kattaki sergi salonu kaldı, ne de dış duvarlarını süsleyen resimler… O canlı, o nefes alan mekânın yerinde şimdi sadece bir boşluk, taksilerin park edildiği bir durak…
Oysa orası bir kütüphaneydi… Bir hatıra, bir emek, bir gelecekti.
Bugün geriye kalan; bir hayal kırıklığı, bir üzüntü ve içten içe hissedilen bir yeis… Ama aynı zamanda, o kütüphanede büyüyen nesillerin yüreğinde yaşayan bir okuma sevgisi var. Belki bina yok artık, ama onun kazandırdığı değerler hâlâ bizimle. (31/03/2026-Akşehir)





