Anadolu'nun Yunan ordusu tarafından işgaline karşı çıktılar. Anadolu'nun işgali bir emperyalist oyundur. Britanya, mazlumların kanıyla yeni sınırlar çiziyor. Biz mazlum Anadolu halkını öldüremeyiz, onlar kardeşlerimizdir, dediler.
Yaşasın barış, yaşasın kardeşlik, diye haykırdılar...
Zalimlere karşı çıkan bütün mazlumların sembolü, destansı direnişin simgesi Mustafa Kemal'lere karşı savaşmayacaklarını açıkladılar.
Bildiri imzalayıp dağıttılar...
Ve... Bir gecede hepsi idam edildi...Yıl 1921'di...
Ocak ayının ilk günü, İzmir'deki İşgal Kuvvetleri Komutanlığı'nın merkezi Balçıklıova'da (Balçova), -İnciraltı Sahili'nde kurşuna dizildiler...
Tarihsel kaynaklar bu yaşanmışlığı böyle anlatmakta. işte tam bu noktada kendi kendime sormadan edemedim; İzmir İnciraltı Sahillerinde rekreasyon alanı düzenlemeleri yapıldı ve sahil bandı yenilendi. Bu yaşanan olayın anısına, Balçova Belediyesi sahil bandına o insanların anısına barış ve kardeşliği simgeleyen küçük bir anıt ya da heykel dikemez miydi?
Yine aynı şekilde, boynunda asılı kartondan bir kutuyla Kemeraltında gezerek çakmaklara benzin satan "Benzinci Kör Hafız" İzmir Kemeraltı'nın bir simgesiydi. Benzinci Kör Hafız, üniversitedeki tıp tahsilini yarıda bırakarak vatan için Çanakkale Savaşlarına katılmış, savaşta gözlerini yitirdiği için de ömrünün son demlerini Kemeraltın'da çakmaklara gaz satarak geçimini sağlamış simgesel bir halk insanıydı. Söylemlerimiz ve sitemlerimiz dikkate alındı ve Konak Belediyesi onun büstünü uygun bir yere yerleştirdi... Örnekleri çoğaltmak mümkün...
Kentleşme ve kent kültürü bu konularda hassasiyet gerektirir. Kentin unutulmaya yüz tutmuş değerlerini ortaya çıkarmalı mutlaka...
Yine kendi memleketimde güzelim Akşehir'imde, Sultandağlarının yamacında Topyeri'nin altında, Gaziokulu'nun tam karşısındaki eski hidro elektrik santrali bir kültür abidesi olarak küçücük bir müzeye dönüştürülemez mi? Müzecilik bir kültür işidir. Özünde tarih ve kültürüne sahiplenme güdüsü yatar. Kenti kuşaktan kuşağa geleceğine taşıyan da bu anlayıştır. Akşehir Bankasının katkılarıyla yapılmış bu hidro elektrik santrali 1950 li yıllarda Orta Anadolu'daki ilk hidro elektrik santrali olma özelliğini taşımaktadır. Bu hidro elektrik santralinin ürettiği elektriğin ışığında ilk okul ve ortaokul çağlarımın gelip geçtiği Şirin Irmak Sokaktaki doğduğum, büyüdüğüm evde dersimi çalıştım, ödevlerimi yaptım...İlkokul çağlarımızda sınıf öğretmenimiz bizleri bu santrale götürmüştü. Elele tutuşup yürüyerek büyük bir heyecanla bu santrale gittiğimiz günü anımsıyorum. Yaşayan aktif bir müzeyi görmeye gitmiştik aslında o gün. Hidroelektrik santralinin dışı koyu yeşil boyalı işleyen devasa mekanik sistemi, pompaları, yukarıdan aşağı hızla akan suyun gücünün elektriğe nasıl dönüştüğü, bize o gün santraldeki görevli teknik personel tarafından anlatılmıştı. O günü hiç unutmadım. Çocukluk günlerimden (1970, 1971) aklımda kalan diğer bir şey de, santralin bölmelerini birbirinden ayıran renkli pencere camlarıydı... Güneş ışınları o gün renkli pencere camlarına vurduğunda içerisi bir başka güzel aydınlanıvermişti...
Şimdilerde bu hidro elektrik santralinin mekanik parçaları talan edilmiş, her bir parçası bir yerlerde dağıtılmış, bulunduğu yer depoya dönüştürülmüş vaziyette. Bu yapbozun (puzzle) parçalarını ancak yaratıcı aklın sentezine sahip ehil ve aydın anlayış bir araya getirebilir. Herkesin başkanı, bir Akşehir sevdalısı Nuri Başkan'ın zihni bu tür çetrefilli yapbozun parçalarını bir araya getirecek seviyede yeterli kültür birikimine fazlasıyla sahiptir. Güzelim Akşehirimiz Anadolunun yıldızı ikinci bir Eskişehir olmayı fazlasıyla hak etme seviyesine gelmedi mi? Bazen şehrin geçmişteki yaşamına dair kent tarihi ve kültürünün gizemleri ayrıntıda saklıdır. Bilinenin ötesinde böylesi unutulmaya yüz tutmuş kültürel ögeleri de öne çıkarabilmek gereklidir. Sizce de öyle değil mi?





