Bu dostlarımdan biri olan Dursun Solmaz, geçen hafta, en son yazdığı “Akşehir Coğrafyası Cumhuriyet Dönemi Şehitleri” adlı eseriyle karşımıza çıktı. Daha önce Mehmet Koç hocamızla birlikte kaleme aldıkları Dünden Bugün Yahsiyan, Tarihi ve Kültürüyle Dereçine adlı eserlerin hazırlanışını çok yakından biliyorum. Mehmet Koç yazılı evrak peşinde zaman harcarken, Dursun Solmaz ise sahada kapı kapı dolaşıp röportajlar yaptı, gezip araştırmadığı dağ, bayır, ova kalmadı. Tarihin derinliklerine yolculuk yapıp kıyıda köşede kalmış bilgileri, belgeleri gün yüzüne çıkarmak için aylarca emek geçtiler. Her ikisini de çabalarından ve ortaya koydukları güzel eserlerinden dolayı candan kutluyorum.

Bu kitabında Dursun Solmaz Cumhuriyetten günümüze kadar vatan toprağına emanet ettiğimiz 67 şehidimizin hikâyesine yer vermiş. Her bir hikâye yüzlerde gözyaşı, sızlayan yüreklerde kapanmayan birer yaradır! Minnet duymak, kadir kıymet bilmek insanoğlunu yücelten en büyük değerdir. Dursun Solmaz’ın yaptığı da bu. Bu eser onun, geçmişine duyduğu saygının en somut ifadesidir!

Elbette kitapta yer alan kahramanlarımızın kimlikleri devletin arşivlerinde kayıt altındadır. Kimler oldukları, ne zaman, nasıl şehadete eriştikleri devletin belgelerinde yerini almıştır. Dursun Solmaz’ın kitabında da bu bilgiler var elbette. Ama farklı olan; kimlik bilgilerinin yanı sıra; bu şehitlerin hikâyelerinin yazılmış olmasıdır! Kitap tam da “ateşin düştüğü yer” dediğimiz evlerden, ocaklardan toplanan bilgi ve belgelerden oluşturulmuş. Eserin yürek yakan yanı da bu !

Dursun Solmaz bu bilgi ve belgelerin, dahası hikâyelerin peşine düşmeseydi; o yaşanılanlar kesinlikle aile içerisinde ya da dar bir çevrede kalacak, zamanla da unutulacaktı!.. Kitapta yer alan şu örnek, demek istediğimin tam da kanıtı:

Araştırmaları sırasında, Ahmet Tosun adlı bir vatandaş, yazarın karşısına çıkıyor. 1944’te Bolu Gerede’de şehit olmuş… Dursun Solmaz araya araya şehidin bugün hayatta olan oğluna ulaşıyor. Ailedekiler şaşırıyorlar! “80 senedir bizim kapımızı kimse çalmamıştı,” diyorlar! Şaşırmamak, üzülmemek elde değil!..

Kitaptaki her bir hikâye acı, gözyaşı dolu. Okudukça yüreğinizin dağlandığını hissediyorsunuz. Epey bi kendinize gelemiyorsunuz. Hele hele kafaların karıştığı, duyguların çatıştığı şu “Barış Süreci” denilen günlerde, şapkaları önümüze koyup bir daha düşünmemiz gerektiğini anlıyorsunuz!

Eserin bir başka önemli olan yanı da sizi geçmişinize götürmesi!

1960 yılında okumak için Akşehir’ e taşınmıştık. Mennikli Zahide Abla karşı komşumuzdu. Kocası İsmail Şen, Urfa Birecik’te askerken kaçakçılarla giriştiği çatışmada şehit olmuş...

Zahide Abla, kızları iki yetim Gülhan’la Feyhan kıt kanat da olsa yaşayıp gidiyorlardı. Her ne kadar hissettirmemeye çalışsalar da bir yanları eksikti hep! Baba desteği, baba şefkati… Onlardaki bu yokluğu bizler hisseder, üzülürdük…

Yıllar sonra bu kitapta karşıma çıktılar! Babalarının acıklı hikâyesinin yanı sıra asıl yürek burkan bir başka olayı da öğrenmiş oldum: Şehit kızı olan Feyhan kardeşimiz, yıllar içinde meğer bir de şehit anası olmuş! Yavrusu İlhan Astsubay da tıpkı dedesi gibi, Güneydoğu’daki bir çatışmada şahadete yürümüş… Gel de yanmasın yürek!

Kitabı okurken bir başka şaşırdığım durum da şu oldu: Yıldırım İlkokulu’nda okuyoruz. 4. sınıfta sıra arkadaşım Tarık Alpagut’tu. Yüzü hep gülen, her halinden tertip düzen akan bir öğrenciydi. Babasının öldüğünü biliyorduk. Ama ölümünün nedenini, niçinini ne biz sorardık ne de o söylerdi. Bu kitaptan öğreniyorum, meğer benim can arkadaşım Tarık da şehit evladıymış! Babası Trakya’nın sınır ilçelerinin birinde kaymakamken, bir keşif sırasında, Bulgar askerlerinin attığı kurşunlarla şehit oluyor…

Bunları okuyunca gözümün önüne geldi Tarık. Nasıl bir onur, nasıl bir terbiye idi ondaki?.. Daha bir yüceldi gözümde gönlümde benim değerli arkadaşım!

Sonuç olarak, Dursun Solmaz çok çok değerli bir çalışma daha ortaya koydu! Alnından öpüyoruz… Dönüp dönüp okunulacak bir eser! Yürekten kutluyor, sıradakini dört gözle bekliyoruz…

Bu güzel eserin yayınını üstlenen Akşehir Belediyesine, Belediye Başkanı Sayın A. Nuri Köksal’a ayrıca Akşehir Şehit Aileleri Derneği yönetici ve çalışanlarına sonsuz teşekkür ediyoruz.