Türk ceza muhakemesinde kamu davası, kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından açılır. Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca savcı, bir suç işlendiği izlenimini veren hâli öğrendiğinde maddi gerçeğin araştırılması için soruşturma başlatmak zorundadır. Bu durum “kamu davasının mecburiliği ilkesi”nin sonucudur. Ancak bu ilke, savcının her ihbar üzerine otomatik olarak dava açacağı anlamına gelmez. Dava açılabilmesi için “yeterli şüphe”nin oluşması gerekir.
Yeterli şüphe, elde edilen delillerin mahkûmiyet ihtimalini makul ölçüde ortaya koymasıdır. Soruşturma sonunda bu düzeye ulaşılamazsa savcı, “kovuşturmaya yer olmadığına” veya bilinen adıyla takipsizlik kararı verir. Bu karar kesin değildir; mağdur veya suçtan zarar gören, belirli süre içinde itiraz edebilir. İtiraz mercii sulh ceza hâkimliğidir.
Kamu davası, savcının iddianameyi düzenlemesiyle değil; iddianamenin görevli ve yetkili mahkemece kabul edilmesiyle açılmış sayılır. Mahkeme, iddianameyi şekil ve içerik yönünden inceler; eksiklik görürse iade edebilir. Bu düzenleme, hem savunma hakkını hem de yargılamanın sağlıklı başlamasını güvence altına almayı amaçlar.
Her suçta kamu davası resen açılmaz. Bazı suçlar şikâyete bağlıdır. Şikâyet süresi içinde başvuru yapılmazsa savcılık dava açamaz. Ancak şikâyete bağlı suçlarda dahi soruşturma işlemleri yapılabilir; dava açılması ise geçerli bir şikâyet şartına bağlıdır. Ayrıca her şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez; bu sonuç yalnızca kanunda açıkça öngörülen hâllerde doğar.
Öte yandan, istisnai olarak bazı suçlarda kamu davasının açılması idari makamların iznine veya talebine bağlıdır. Bu tür düzenlemeler, kamu görevlileri bakımından özel usuller getiren mevzuatta yer alır ve genel kuralın istisnasını oluşturur.
Unutulmamalıdır ki kamu davası açılması, bir kişinin suçlu ilan edilmesi anlamına gelmez. Ceza yargılamasında masumiyet karinesi esastır. İddianame bir iddiadır; hüküm ise ancak bağımsız ve tarafsız mahkeme tarafından, yargılama sonunda verilir.
Sonuç olarak kamu davası, devletin cezalandırma yetkisinin keyfi değil; hukuk kurallarıyla sınırlandırılmış şekilde kullanıldığı bir mekanizmadır. Amaç yalnızca cezalandırmak değil, maddi gerçeğe ulaşmak ve adil yargılamayı temin etmektir. Hukuk devleti olmanın ölçüsü de tam olarak burada ortaya çıkar.





