Neden mi?
Çünkü iyilik artık çoğu yerde karşılık bekliyor.
Yardım eden “enayi” görülüyor, nezaket “eziklik” sayılıyor.
Birine yol verdiğinizde teşekkür almak bile şaşırtacak kadar nadirleşti.
Toplumun hızlandığı bu çağda, empati yetişemiyor.
Ekonomi sıkışınca cömertlik azalıyor.
İnsanlar kendi yaralarını sarmaktan başkalarının acılarını duyamaz hale geliyor.
Ama kimse unutmamalı:
İyilik aptallık değildir.
İyilik riskli değildir.
İyilik karşılıksız kalsa bile değer kaybetmez.
Belki de başka türlü bir dönemdeyiz. Artık iyi olmak, alışkanlık değil seçim.
Kalbinin bozulmasına izin vermemek cesaret istiyor.
Biri sinirlense de nezaketa sadık kalmak güç istiyor.
Herkes çıkarı için koşarken “Ben yapmayacağım” diyebilmek karakter istiyor.
Ve işin en güzel yanı şu:
Bir kötü yüz bin kötülük doğurabilir ama tek bir iyilik bir şehrin kaderini değiştirebilir.
Bir gülümseme, bir el uzatma, bir dinleme hiç tanımadığınız birinin bugün hayata tutunma nedeni olabilir.
İyilik artık sıradan bir davranış değil, öğrenilen ve geliştirilen bir beceriye dönüştü.
Belki doğuştan gelmiyor; ama her karar anında, her sözde, her adımda büyüyor.
Ve bugünün dünyasında, iyi kalmaya devam eden herkesin kalbine bir yazar olarak söylemek istediğim tek cümle var:
İyiliğinizi kaybetmeyin.
Dünya sizin iyiliğinize muhtaç.





