Tarihe yön veren ulu'l azim rasullerden biride Hz. Îsâdır. Nûh, Lût, Semûd gibi kavimlere peygamberler gönderilmiş; onların sapkınlık, taşkınlık ve azgınlıklarına karşı îmanı, güzel ahlâkı ve sırât-ı müstakîm yolunu gösteren peygamberler gibi O' da zamanının rehberidir.

Hz. Îsâ’nın tevhid mücadelesi iffet timsali Hz. Meryem’den babasız olarak, mucizevî bir şekilde dünyaya gelişi, doğru ve iyi anlaşılması gereken iki önemli husustur. Kur’ân-ı Kerîm Hz Âdem'in yaratılışı gibi benzeri bir yaratılış Allah'ın kudret ve yaratmasının göstergesidir. Risaletle görevlendirilen Hz Îsâ insanları Allah’a kulluğa ve iyiliklere davet etmiştir. Namaz kılmaya, zekât vermeye ve ibadet etmeye çağırmıştır. Buna rağmen; birçok eşyayı, nesneyi ve insanı putlaştıran insanlık, bu defa onun babasız ve mucizevî doğumunu yanlış değerlendirerek bir peygamberi ilahlaştırmıştır. (Hâşâ, estağfirullah!) Ona ilâh, Allah’ın oğlu ve üçten biri diyerek iftirada bulunmuşlardır. Meryem sûresi 88–92. âyetler bu garabete şöyle cevap vermektedir:

“Rahmân çocuk edindi” dediler. Hakikaten çok çirkin bir iddia ortaya attınız. Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecek! Çünkü Rahmân’a çocuk isnat ediyorlar. Hâlbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz.”

Başta Âl-i İmrân ve Meryem sûreleri başta olmak üzere Kur’ân’ın birçok yerinde Hz. Meryem ve Hz. Îsâ’nın risâleti anlatılmış; dünyanın büyük bir kısmının içine düştüğü bu yanlış inanç düzeltilerek tevhidin önündeki bir sapma giderilmiştir. Bugün geniş bir Hristiyan dünyası, Hz Îsâ'nın İLAHLAŞTIRILMA yanılgısı etrafında şekillenen teslis (üçlü ilâh) inancına sahiptir.

Aynı hataya düşülmemesi için Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem):

“Nasarânın Hz. Îsâ’yı ilahlaştırdığı gibi beni de ilahlaştırmayın. Ben, Allah’ın kulu ve resûlüyüm.” buyurarak uyarmıştır. Nitekim Kur’ân’da: “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, ‘Sizin ilâhınız ancak bir tek ilâhtır’ diye vahyediliyor.” (Kehf, 110) buyrulmaktadır.

Hz. Îsâ da şöyle buyurmuştur: “Ben şüphesiz Allah’ın kuluyum. O bana Kitap verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm olsun.” (Meryem, 30–33)

Böyle bir peygamberin doğum günü kabul edilen milâdî takvim başlangıcının; Allah’ın haram kıldığı içki, kumar ve fuhuş çılgınlıkları içinde kutlanması ise tam bir rezalettir. Bu durum, eski paganist (putperest) kültürlerin günümüze yansımasından başka bir şey değildir.

Müslümanların bayramları; sevinç, sevindirme ve mutluluk vesilesi iken, yılbaşı kutlamaları çoğu zaman çılgınlık ve huzursuzluk kaynağı hâline gelmektedir.

2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin ve dünyanın en önemli gündemlerinin savaş, tefrika, uyuşturucu, kumar, dolandırıcılık ve fuhuş bataklığı olması ne kadar hazin ve düşündürücüdür! Bu batıl anlayışlar, milletlerin ve insanlığın içten içe çürümesine yol açmakta; en büyük problem olarak ahlâksızlığı önümüze koymaktadır.

Bir peygamberin doğumunun esas alındığı yılbaşı, insanın kendini muhasebeye çekmesini; hakka, doğruya yönelmesini ve insanlığın hayrına güzel işler planlamasını gerektirirken; hiçbir gayret göstermeden yeni yıldan sağlık ve başarı beklemek boş, yanlış ve hayalden ibarettir.

İnsan, iyiliği ve başarıyı kendi azmi, çalışması ve Allah’a olan tevekkülü ile elde eder. Nitekim Kur’an’da:

“Gerçek şu ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. Çalıştığının karşılığını da mutlaka görecektir.” (Necm, 39–40) buyrulmaktadır.

Vahyin ışığında inkâr, zulüm, vahşet ve düşmanlık gibi kötülükler kısa sürede ortadan kaldırılmış; cehalet dönemi, Asr-ı Saâdet’e dönüştürülmüştür. Bu da vahyin aydınlığına olan ihtiyacın hiçbir zaman ve dönemle sınırlı olmadığını göstermektedir.

Yeni yılda en güzel plan; azim, sabır, tevekkül, çalışma ve gayretle âkıbetimizin hayırla sonuçlanmasını, vatanımız ve milletimiz için huzur, birlik ve başarı dolu günler nasip etmesini Cenâb-ı Allah’tan niyaz ederim.