Vezir sert bir sesle sorar:
— Sen kimsin? Nerelisin?
Bilge sakin bir şekilde cevap verir:
— Hiçim.
Vezir öfkelenir:
— Hiç ne demek? Herkes bir şeydir! Ben vezirim mesela!
Bilge gülümser ve sorar:
— Vezir nasıl oldun?
Vezir anlatmaya başlar:
— Yıllarca okudum, çalıştım. Devlete hizmet ettim. Savaşa girdim. Başarı kazandım. Terfi ettim… Sonunda vezir oldum.
Bilge tekrar sorar:
— Peki ya sonra ?
Vezir biraz durur:
— Hiç….
Bilge başını sallar:
— İşte ben o makamdayım. Sen yıllarca uğraşıp “bir şey” oldun. Ben uğraşıp yeniden “hiç” oldum.
Vezir düşünceye dalar. Öfke yerini hayrete ve hayranlığa bırakır.
Muhtemelen bu hikayeyi duymuşsunuzdur ya da şimdi yazınca tekrar hatırlamışsınızdır. Bazı rivayetlerde bu kişi Nasreddin Hoca’dır, Tasavvufî yorumlarda ise benzer versiyonları Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye bağlanır. Bilge kişi demeyi tercih ettim. Çünkü kimin söylediğinden daha ziyade, hikayenin bize anlatmak istedikleri ve bizlerin ders almamız gereken noktaları çok daha önemli bence.
Bu hikâye aslında hepimize çok sade bir gerçeği hatırlatıyor değil mi?
İnsan dünya hayatında makam, mevki, başarı peşinde koşuyor. Elbette bunlar da değerli ve emek gerekiyor. Ancak ulaşılan her makam geçicidir. Dün vezir olan, yarın olmayabilir. Dün zengin olan, bugün zor durumda kalabilir. Hayat değişken ve maalesef geçici.
“Hiçlik makamı” kibirden arınmayı, benliği abartmamayı ve başkalarını küçümsememeyi ifade eder. “Ben yaptım, ben başardım” duygusu insanı zamanla yalnızlaştırabilir. Çünkü koltuğu insan değil, koltuk insanı değiştirebilir.
Kibir ise:
Başkalarını değersiz görmek, Öğrenmeye kapalı olmak, Empatiyi kaybetmek ve ilişkileri zedelemek gibi sonuçlara yol açabilir.
Oysa insanı değerli yapan sadece makamı değil; karakteri, emeği ve insanlara karşı duruşudur.
Hepimizin hedefi, büyük görünmek değil; iyi, doğru ve dürüst insan olmak olmalıdır.
Çünkü insanın gerçek değeri sahip olduklarında değil, sahip olduklarına rağmen mütevazı kalabilmesindedir.
Belki de hayatın en büyük başarısı, bir şey olmak için çıktığımız yolda, kendimizi herkesten üstün görmeden; makamın, mevkinin, malın ve mülkün gölgesine sığınmadan insan kalabilmektir.
Makamın verdiği güçten, servetin verdiği üstünlük duygusundan ve nefsin fısıldadığı kibirden uzak, gönlü zengin olarak, Hiçlik Makamının tevazusuna erişebilmek ve insan kalabilmek, her şeyden önce iyi insan olabilmek dileğiyle…
Bir sonraki yazım da görüşmek dileğiyle…
Saygılarımla
Tolga Yuvalı
Sizden birisi





