Ancak mesele insanlara ve toplumlara gelince biraz karmaşıklaşıyor.

Bir yandan sosyal olaylarda gerçekten belirli düzenlilikler vardır:

Ekonomik krizler bazı siyasi sonuçları daha olası hâle getirir.

Genç işsizliğinin artması toplumsal huzursuzluğu artırabilir.

Gelir dağılımındaki bozulma siyasal kutuplaşmayı besleyebilir.

Nüfusun yaşlanması farklı sosyal sorunlar doğurabilir.

Bu nedenle sosyal bilimler tamamen rastgele değildir. Belirli nedenler belirli eğilimler üretir.

Fakat burada "kesinlik" ile "olasılık" arasındaki fark ortaya çıkar.

Örneğin bir ülkede yüksek enflasyon varsa, iktidarın oy kaybetmesi daha olasıdır. Ama mutlaka kaybedeceğini söyleyemeyiz. Çünkü insanların davranışlarını etkileyen çok sayıda değişken vardır:

Liderlerin kararları,

Beklenmedik olaylar,

Savaşlar,

Teknolojik gelişmeler,

Toplumsal psikoloji,

Hatta bazen tek bir kişinin beklenmedik etkisi.

Bu nedenle günümüzde birçok bilim insanı sosyal olayların deterministik olmaktan çok "olasılıksal" olduğunu düşünür.

Müzikle ilgili bir benzetme yapayım. Besteciler bilir:

Bir makamın, bir armoninin, bir ritmin dinleyicide uyandıracağı duygular aşağı yukarı tahmin edilebilir. Bu bir tür determinizmdir. Fakat aynı eseri dinleyen iki insanın hayatında doğuracağı sonuçları tam olarak öngöremezsiniz. İşte toplumlar da biraz böyledir.

Sosyal medyada geleceğe ilişkin kesin kehanetlerde bulunan kişiler ise çoğu zaman bu olasılıkları kesin sonuç gibi sunarlar. Oysa tarih bize sürekli sürprizler yapmıştır. Çok az kişi Sovyetler Birliği'nin Dağılması'nı birkaç yıl önceden öngörebildi. Çok az kişi Arap Baharı'nın hızını ve etkisini tahmin etti.

Benim kanaatim şu olurdu:

İnsan topluluklarında deterministik yasalar değil, güçlü eğilimler vardır. Bazı sonuçların gerçekleşme ihtimalini artıran nedenler bulunur; fakat geleceği fizik problemlerindeki gibi kesin hesaplamak mümkün değildir.

Yaşam gerçeği burada da karşımıza çıkıyor: İnsan hayatı ne tamamen rastlantıdır ne de tamamen yazılmış bir senaryo. İkisi arasında, tahmin edilebilir desenlerle beklenmedik kırılmaların iç içe geçtiği bir akıştır.

Bu konu bazılarının "hayatta bir amaç yoktur, varoluş tesadüflerin ürünüdür" şeklindeki düşüncesiyle de ilginç bir şekilde kesişiyor. Çünkü determinizm ile tesadüf arasındaki gerilim, felsefenin en eski tartışmalarından biridir.