Çiftçi her yıl, ya ürün olmadı ya da ürün bol oldu ama para etmedi nakaratını söyler durur. Bazıları isyan, bazıları şikâyet, bazıları da nasip bu kadarmış diyerek haline şükreder.
Yıllardır değişmeyen bu nakaratın müsebbipleri aslında yine üreticilerin bir araya gelmiyor olması ve devletin üreticiyi kendi haline bırakıyor olmasından kaynaklanıyor. Haliyle bu durumdan ne üreten memnun, ne tüketen; sadece otel lobilerinde belirledikleri fiyatlarla piyasayı maniple ederek istediklerini karı elde eden aracı şirketler veya kişiler, üretilen ürünlerin rantını yiyor.
Her geçen yıl, helalinden kazanıp helalinde harcayacakların bu işin içinden çıkmaları giderek zorlaşıyor.
Yıllardır aktif tarım yapan bir üreticinin sosyal medya sayfasında yazılanlar:
"Bu işin içinde olmayan, çiftçinin çektiği çileyi anlamaz. Adam kiraz bahçesini paylaşıyor, kirazın kalitesini övüyor, müziklerle övgülerle gündemde tutmaya çalışıyor. Ama o paylaştığı kirazın arkasında ne var, kimse bilmiyor.
Kiraz üreticisinin yılı mart ayında başlar ve bahar gelmeden bahçeye iner. Ağaçların dalında bir ressamın tablosu kadar kıymetli kiraz üretmek amacıyla her yıl budama yapar, gübre atar, ilaçlama yapar. Ağaçlar çiçek açar. O andan itibaren gözü sürekli göğün yüzündedir. Yağmur yağacak mı? Don vuracak mı? Tüm samimiyetiyle bereketli bir yıl olması için Allah'a dua eder durur.
Çiçekler dökülür, meyve tutar. Periyodik ilaçlamalar yeniden başlar ve o kimyasalları yıllarca solur durur. Bunun bedelini çoğu zaman sağlığıyla öder. Cilt, akciğer kanseri, KOAH gibi hastalıklar baş talibimizdir. Kiraz olgunlaşmaya başladığında ise bambaşka bir telaş başlar. İşçi bulmak zordur, kasa bulmak zordur, para bulmak daha da zordur. Uzaktan bakanlar gübreye, ziraatçıya, işçiye, ayakçıya ödediğimiz paraları görünce köy ağası görürler sizi…
İşçi toplayıcı 1500 lira, merdiveni kuran 3000 lira. Klasik ağaçlarda bir işçinin topladığı maksimum ihracat kirazı 70 kg, ortalama 50-55 kg. Çok iyi işçiler 80-90 kg bulabilir ki, o da sezonun en şanslı çiftçisidir. Kirazda kalite, ithal gübre kullanmakla olur. Sürekli ilaçlanan beslenen bir üründür. Ortalama maliyet 50 liranın altında değildir. Buna rağmen hallerdeki en iyi kirazın fiyatı 60 lira, iki numara kirazın fiyatı ise 25/30 lira. Ağacından sıyırma maksimum 40 lira, biraz iyiyse 45 lira. (Eksperin inisiyatifine kalmış.)
Büyük maliyetler ve zorlu emeklerle üretilen kirazı bu fiyata alan herkes para kazanıyor. İşçiler kazanıyor, bayiler kazanıyor, ihracatçılar kazanıyor. Çiftçi masrafı çıkarma peşinde, kafalarının içi bomboş, işçiden sonra kalan %40'ı, %30'u kar sanıyoruz.
Budamayı bedava mı yaptırdın? Gübreleri bedava mı aldın? En önemlisi aile boyu bedava mı çalıştınız?
Ve bu sadece kirazla sınırlı değil; vişne, elma, armut ürünler farklı olsa da hikâyeleri aynı. Kiraz biter, vişne başlar. Ardından erik, elma, armut derken sonbahar gelir, kış kapıyı çalar. Bahçe bakımı, çapalama, budama derken üzerimize kar yağar. Artık ellerinizde nasır, yüzünüzde gün yanığı vardır. Kan tahlili verseniz D vitamininiz tavan yapmıştır ama yediğiniz zehirlerden karaciğeriniz yorulmuş ve yıpranmıştır.
Toplumun büyük kısmı çiftçiyi sadece üç ay çalışıyor sanır.
Oysa yılın yaklaşık on ayını tarlada, bahçede geçirirsiniz. Güneşin altında kavrulur, yağmurda ıslanır, ilaçlardan etkilenir, bedeninizi her geçen yıl biraz daha yıpratırsınız. Bunca emeğe, riske ve ödediğiniz katma değer vergilerine rağmen yıpranma payı yoktur, erken emeklilik yoktur. Zaten bu meslekten gerçekten emekli olabilen de çok azdır.
Bu ülkenin dış ticareti, tarım bakanlığı ve ilgili resmi kurumları yok mu? Var ama halkımızın kafası siyasetle kirli olduğu için hiç kimse ne gerçeği ne de yanlışı söylemiyor. Herkes üç maymunu oynuyor.
Üreticinin hikâyesi çoğu zaman yaşadığı köyde bulunan musalla taşının arkasına saf tutmuş köylülerin cenaze namazını kılmasıyla son bulur. Siz musallada yatarken 55 ila 65 yaş aralığında olursunuz. O gün bile elleriniz nasırlıdır. Yüzünüze bu işi yapmayanların, emek tacirlerinin, onca çekilen eziyetlerin damgası vurulmuştur.’’
Üreticinin penceresinden Akşehir Kirazının durumu tam da budur…
Sofranıza gelen bir avuç kirazın arkasındaki alın teri, uykusuz geceler, hastalıklar, sabır ve koca bir ömür vardır.
Ülkemizin en büyük girdi kaynağı, en stratejik sektörlerinin başında gelmesine rağmen her geçen gün önemini yitirmesi izlenilen tarım politikalarının olumsuzluğu ve artan girdi maliyetleri. Varını yoğunu tüm zamanını emeğini tarıma adamış değerli çiftçilerimizin yeterli miktarda karşılığını alamamaları, hepimizi derinden üzmektedir.
Akşehir denince akla ilk gelen değerlerden biri hiç kuşkusuz kirazdır. Dünyanın dört bir yanına ihraç edilen, ilçemizin adını uluslararası pazarlarda duyuran Akşehir kirazı, bugün ne yazık ki hak ettiği değeri göremiyor. Daha da üzücüsü, bu değeri üreten çiftçi her geçen yıl biraz daha yalnızlaşıyor. Bahçelerde sabahın ilk ışıklarıyla başlayan emek, akşamın karanlığına kadar sürüyor. Ancak hasat zamanı geldiğinde üreticinin yüzü gülmüyor. Çünkü kazanan ne yazık ki üretici değil; aracılar, komisyoncular ve fırsatçılar oluyor. Çiftçi ise artan maliyetlerin altında eziliyor.
Buna karşılık üreticinin eline geçen para, ailece yapılan ırgatlıklara ve çekilen çileye rağmen toplanan ürünler çoğu zaman masrafını bile karşılamıyor. Bir yıl boyunca alın teri döken çiftçi, hasat sonunda borcunu nasıl ödeyeceğini düşünmek zorunda kalıyor.
Bir de bunun üzerine don, dolu ve kuraklık gibi doğal afetler eklenince, tablo daha da ağırlaşıyor. İklim değişikliği artık geleceğin değil, bugünün gerçeğidir. Buna rağmen üreticiyi koruyacak önlemler hâlâ yetersizdir. Tarım sigortasının kapsamı genişletilmeli, zarar gören üretici bürokrasiye boğulmadan desteklenmelidir.
Artık laf değil, icraat zamanıdır.
Çünkü toprağın dili siyasetten anlamaz; emek ister, destek ister, adalet ister. Eğer bugün kiraz üreticisinin sesi duyulmazsa, yarın dallarda meyve değil, sessizlik büyür… Sessizlikte vakti gelince sandıkta büyük bir güce dönüşüverir.
Çiftçi yalnızca alkış değil, somut çözümler bekliyor.
Akşehir'in kirazı yalnızca üreticinin değil, tüm ilçenin hatta bölgenin ortak değeridir. Bu nedenle yerel yöneticilerin, ilgili kurumların, ziraat odalarının ve siyasetçilerin seçim dönemlerinde verdikleri sözleri hatırlaması gerekiyor.
Neden, dünyaca ünlü Akşehir kirazı hâlâ güçlü bir marka hâline getirilemedi?
Neden, üretici ürününün fiyatını belirleyemiyor?
Neden, hasat döneminde yaşanan fiyat dalgalanmalarına karşı kalıcı çözümler üretilemiyor?
Bu soruların cevabını bulmak adına, bir sonraki yazımızda buluşalım.