Belki de huzurlu bir hayatın sırrı, büyük sözlerde değil; küçük ama samimi davranışlarda saklıdır.
Dünya karışıktır. Her kalabalığa karışmak, her münakaşaya girmek, her söze cevap vermek zorunda değiliz. Bazen susmak, haklılığımızı anlatmaktan çok daha fazlasını korur. Günün telaşını geride bırakıp kendimize, huzurumuza ve sevdiklerimize vakit ayıralım. Hayatın peşinde koşarken yaşamayı unutmayalım.
İçimizi herkese açmayalım; kendimizi sözlerimizden çok duruşumuzla anlatalım. Kalbimizin en derinini Hakk'a açarken insanlara karşı samimiyetimizi de kaybetmeyelim. Herkesle yakın olmak, her düşünceye ortak olmak zorunda değiliz. Bize huzur vermeyen ortamlardan uzaklaşmayı, kiminle yol yürüyeceğimizi bilmeyi öğrenelim.
Hırsımızın bizi sahip olduklarımızın kıymetinden uzaklaştırmasına izin vermeyelim. Daha fazlasını isterken elimizdekileri küçümsemeyelim. Helalden, doğruluktan ve vicdanımızdan ayrılmayalım. Az olsun ama gönlümüz rahat olsun; çünkü insanın gerçek zenginliği, sahip olduklarının çokluğundan ziyade onlarla ne kadar huzurlu yaşayabildiğidir.
Bazen kalabalıklardan uzaklaşıp kendimizi dinleyelim. Günlük telaşın içinde neye dönüştüğümüzü, nasıl yaşadığımızı ve geride nasıl bir iz bıraktığımızı düşünelim. Başkalarını anlamaya çalışırken kendimizi, herkese yetişirken kendi huzurumuzu kaybetmeyelim.
Ve bütün bunların arasında, birbirimize karşı nasıl davrandığımızı hiç unutmayalım.
Birbirimize merhametli olalım. Hayat zaten yeterince yorucuyken birbirimizin yorgunluğunu artırmayalım. Öfkemizi kırıcı sözlere dönüştürmeyelim; hata ettiğimizde özür dilemeyi, incindiğimizde gönül kırmadan konuşmayı bilelim. Her zaman aynı düşünmek zorunda değiliz ama farklılıklarımızın saygımızı eksiltmesine izin vermeyelim. Birbirimizi değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya, cevap vermeden önce dinlemeye gayret edelim.
Bize emanet edilen sırları, özel paylaşımları ve güveni koruyalım. Bir insanın bize açtığı kalbi, özenle taşınması gereken bir emanet gibi görelim. Varlığında gösterdiğimiz saygıyı yokluğunda da sürdürelim. Çünkü güven bir anda kurulmaz; emekle büyür, bazen de tek bir sözle yaralanır.
Haklı çıkmak uğruna huzurumuzu bozmayalım. Her tartışmayı kazanmanın, her konuda son sözü söylemenin bir anlamı olmadığını bilelim. Bazen geri adım atmak olgunluk, özür dilemek büyüklük, affetmek ise insanın kendi içindeki yükü hafifletmesidir. Ancak merhametin kendimizden vazgeçmek, affetmenin de her şeyi kabullenmek olmadığını unutmayalım. Kendi sınırlarımızı korurken karşımızdakinin kalbini de gözetelim.
Birbirimize yük değil, yoldaş olalım. İyi günlerde sevincimizi, zor günlerde yükümüzü paylaşalım. Bazen uzun cümleler kurmadan, büyük sözler vermeden de bir insanın yanında olduğumuzu hissettirebiliriz. İçten bir tebessüm, zamanında söylenmiş güzel bir söz ya da sessizce uzatılan bir el, nice kırgınlığın önüne geçebilir.
Unutmayalım ki güzel yaşamak, yalnızca doğruyu bilmek değil; bildiğimiz doğruları davranışlarımıza taşıyabilmektir. İnancımızı, vicdanımızı ve insanlığımızı hayatın her alanında yaşatabilmektir.
Belki de kendimize ve birbirimize verebileceğimiz en güzel nasihat, dünyanın karmaşasında özümüzü kaybetmemek, hırslarımızın esiri olmamak ve sevdiklerimizin kıymetini geç olmadan bilmektir.
Çünkü günün sonunda geriye kaç tartışmayı kazandığımız değil, kaç gönülde güzellik bıraktığımız kalır. Asıl mesele, bir insanın hayatından geçmek değil; geçtiğimiz yerde huzur, güven ve iyilik adına nasıl bir iz bıraktığımızdır.





