Renklerin en güzel tonları, kokuların en zarif hâlleri ve kuş cıvıltılarının âdeta bir orkestra gibi uyumlu sesi… Bahar, insana yalnızca bir mevsimi değil; huzuru, umudu ve yeniden doğuşu hissettirir. Bu yüzden bahar; sevincin, güzelliğin ve ümîdin adıdır.
Topraktaki tohumlar uyanır, kış uykusundaki canlılar hayata döner. Güneşin ışığı ve sıcaklığıyla yeşeren yapraklar, açan çiçekler, tertemiz bir nefes gibi sunulan oksijen… Karlar erir, yağmurlar yağar, nehirler coşar. Her yerden hayat fışkırır. Tabiat, bir kez daha “diriliş” dersini gözler önüne serer.
Her gecenin bir sabahı, her zorluğun bir kolaylığı vardır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, İnşirah Suresi 5 ve 6. ayetlerde şöyle buyrulur:
“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
Bu ilahi müjde, karanlık günlerin ardından aydınlık sabahların mutlaka geleceğini hatırlatır.
Bahar nasıl toprağı canlandırıyorsa, insanın azim ve ümitlerini de canlandırır. Çiftçi tohumunu ekerken sadece toprağa değil, geleceğe de umut eker. Her filiz, sabrın ve tevekkülün bir meyvesidir.
Aslında bahar, insana Allah’ın azametini, kudretini ve sanatını en açık şekilde gösterir. Yeryüzünün ölümden sonra diriltilmesi, ilahi rahmetin en canlı tecellisidir. Nitekim Rûm Suresi 50. ayette bu hakikat şöyle ifade edilir:
“Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor…”
Bahar, aynı zamanda dirilişin sembolüdür. Yoktan var eden Allah için yeniden yaratmak da elbette kolaydır.
İnsan, baharın bu güzelliklerini seyrederken yalnızca tabiatı değil; Allah’ı, hayatı, insanı, çalışmayı ve ilmi de sevebilirse, hayat gerçekten doyumsuz bir nimete dönüşür.
Yahya Kemal Beyatlı ise ölümü bile bir bahar sükûnetiyle tasvir eder:
“Ölüm âsûde bir bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.”
Ne var ki zulüm ve kötülükler, bu ilahi güzellikleri gölgeleyebiliyor. Eğer insanlar, Allah’ın yarattığı bu güzellikleri bozmasalar, baharı kışa çevirmeseler; dünya her daim bir bahar yurdu olurdu.