Ama yanlış öngörüler.
Bu sadece bilim tarihinde yaşanmadı.
Ekonomide yaşandı.
Siyasette yaşandı.
Teknolojide yaşandı.
Şehirlerin kaderinde yaşandı.
Çünkü dünya, kişi merkezli ilerlemez.
Dünya;
tek bir liderin vizyonuyla,
tek bir sermayedarın kararıyla,
tek bir bürokratın planıyla şekillenmez.
Dünya; milyonlarca değişkenin,
toplumsal reflekslerin,
ekonomik dalgaların,
teknolojik kırılmaların
ve zamanın evrimsel akışının sonucudur.
Gelecek, bir kişinin kontrol edebileceği bir proje değildir.
Yanlış öngörüler genelde iki kaynaktan beslenir:
1. Konfor alanı bağımlılığı
2. Güç kaybı korkusu
Bir sistem içinde güç sahibi olanlar,
mevcut düzeni “doğal ve kalıcı” zannederler.
Oysa tarih bize şunu gösteriyor:
Hiçbir düzen kalıcı değildir.
Sanayi devriminde loncalar direndi.
Elektrik ilk çıktığında gereksiz görüldü.
Otomobil, at arabasına tehdit sayıldı.
İnternet balon dendi.
Her dönemde birileri “olmaz” dedi.
Ama değişim, yavaş ama inatçı bir şekilde ilerledi.
Toplumsal kalkınmanın önündeki en büyük engel çoğu zaman ekonomik yetersizlik değildir.
En büyük engel:
Kıskançlık,
Küçük hesaplar,
Güç kaybetme korkusu,
“Ben yoksam olmasın” psikolojisi,
Algı manipülasyonu.
Bu duygu seti insanlık tarihi boyunca var oldu.
Bazen süreçleri geciktirdi.
Bazen yönünü değiştirdi.
Ama hiçbir zaman tamamen durduramadı.
Çünkü değişim doğaldır.
Ve doğal süreçler,
eninde sonunda kendilerine bir zemin bulur.
Belki o şehirde değil.
Belki o dönemde değil.
Ama mutlaka bir yerde kök salar.
Yıllarca şu cümle tekrar edildi:
“Akşehir’den bir şey olmaz.”
Bu cümle bir eleştiri değildi.
Bir teslimiyet cümlesiydi.
Ve teslimiyet, en tehlikeli zihniyettir.
Bugün tablo değişiyor.
Bir şehir önce zihinsel dönüşüm yaşar.
Ekonomik dönüşüm sonra gelir.
Bugün Akşehir’de gördüğümüz şey tam olarak budur.
Basın sektörü değişimin ilk aynası oldu.
Sosyal medya aktif kullanılıyor.
Canlı yayınlar yapılıyor.
Görsel içerikler artıyor.
Dijital arşivler oluşturuluyor.
Bilgiye erişim hızlanırsa,
fikir üretimi artar.
Fikir artarsa,
girişim artar.
Akşehir’de siyasi temsilciler, bürokratlar ve kanaat önderleri daha görünür.
Şeffaflık kültürü gelişiyor.
Şeffaflık, ekonomik güveni besler.
Ekonomik güven, yatırımı besler.
Ekonomik alanda da filizlenme var:
Sosyal medya üzerinden satış yapan esnaf artıyor.
Online ödeme sistemleri yaygınlaşıyor.
Genç girişimciler dijital pazarlamayı öğreniyor.
Mega OSB yalnızca fabrika değildir.
Lojistik zinciri demektir.
Yan sanayi demektir.
İstihdam demektir.
Gayrimenkul değer artışı demektir.
Bankacılık hacmi demektir.
Hizmet sektöründe genişleme demektir.
Bir sanayi yatırımı şehir içinde çarpan etkisi oluşturur.
İkinci el oto pazarı sadece araç satışı değildir.
Noter,
Sigorta,
Ekspertiz,
Tamir,
Parça,
Yıkama,
Lokanta,
Kahvehane…
Şehir içi para dolaşımını artırır.
Büyümemek de bir tercihtir.
Ama bedeli:
Gençlerin göçü,
Konut değer düşüşü,
Ticaret hacmi daralması,
Moral kaybıdır.
Küçülme sessiz olur.
Ama yıkıcıdır.
Bugün Akşehir’de dijital adaptasyon artıyor.
Yerel medya aktif.
Girişimci refleksi yükseliyor.
Kamu temsilcileri daha görünür.
Ekonomik projeler tartışılıyor.
Tartışma varsa umut vardır.
Akşehir’in kaderi betonla değil,
zihniyetle değişecek.
“Bir şey olmaz” cümlesi yerini yavaş yavaş
“Nasıl olur?” sorusuna bırakıyor.
Bu soru bir şehri büyütür.
Eğer zamanın ruhu doğru okunursa,
geleneksel kalıplar sorgulanırsa,
menfi duyguların yerine akıl konursa,
Akşehir sektörel gerileme değil,
bölgesel büyüme yaşayabilir.
Ayak sesleri duyuluyor.
Önemli olan o sesi inkâr etmek değil,
yönünü doğru okumak.
“Akşehir’den Bir Şey Olmaz” Diyenlere Tarihten Uzun Bir Cevap
İnsanlık tarihi boyunca tekrar eden bir klişe var: Kendinden emin insanlar, doğru olduğuna inanan otoriteler, alanında zirveye ulaşmış isimler…
Yorumlar





