Aslında bu durum tek bir şeyi işaret ediyor:

Duygusal yorgunluk salgını.

Şehrin sokaklarında yürürken bile bunu görmek mümkün.

Market sırasında, okul önlerinde, iş yerlerinde, trafikte…

İnsanların yüzlerinde aynı ifade var:

Yorgunluk, gerginlik, sabırsızlık ve sanki görünmez bir yük taşıyormuş gibi bir hâl.

Bu sessiz ve görünmez yük, fark edilmese de hepimizi etkiliyor.

Kalp krizi sanılan şikâyetlerin çoğu ruhsal kökenli.

Göğüs sıkışması, çarpıntı, baş dönmesi gibi şikâyetlerle gelen birçok hastamızın tetkikleri temiz çıkıyor.

Sebebi çoğunlukla tıbbi değil, duygusal.

Bilimde buna “somatizasyon” deniyor:

Beden, ruhun söyleyemediklerini anlatmaya başlıyor.

• Göğüs baskısı → Birikmiş öfke

• Boğaz düğümlenmesi → İçte kalan sözler

• Baş ağrısı → Zihinsel yük

• Nefes darlığı → Uzun süreli stres

Yani kalbimiz değil, çoğu zaman iç dünyamız yoruluyor.

Akşehir’de en çok gördüğüm sorun: Güçlü görünme zorunluluğu

Herkes aynı cümleyi kuruyor:

“Ben hallederim.”

Oysa insan en çok, kendine karşı güçlü görünmeye çalışırken yıpranıyor.

Odama gelen birçok danışanda ortak nokta aynı:

Duygularını yıllarca saklamış, anlatmamış, paylaşmamış ve beden artık alarm veriyor.

Sessizce büyüyen bu iç baskı, sonunda günlük yaşamı bile etkiler hâle geliyor.

Çözüm: Duyguları tanımak ve paylaşmak

Bilimsel araştırmalar çok net:

• Duygularını bastıran kişilerde kalp-damar hastalıkları daha fazla görülüyor.

• Kaygı yönetimi becerisi kazanan bireyler daha verimli çalışıyor.

• Çocuklarına duygu dili öğreten ebeveynler daha sağlıklı ilişkilere sahip oluyor.

• Konuşabilen çiftlerde ayrılık oranı daha düşük.

Yani çözüm, sandığımız kadar karmaşık değil:

Duygularımızı tanımayı ve ifade etmeyi öğrenmek.

Gün sonunda kendimize şu soruyu sormak bile büyük değişim yaratabilir:

“Ben bugün ne hissettim?”

Gerçek güç; duygularını inkâr edenlerde değil, onları tanıyıp yönetebilenlerde.

SON SÖZ

Akşehir’de görünmeyen bir salgın var:

Yüksek tempoda, yüksek baskıyla ve yüksek tansiyonda yaşamak.

Ama unutmayalım:

Kendi duygularını tanıyan, bedeninin verdiği sinyalleri ciddiye alan ve yakınlarına küçük bir iyi niyet eli uzatan herkes, hem kendine hem çevresine nefes olur.